César Adayları ’11

Etiketler

Biliyorsunuz her ülkenin en büyük ödülüne “bilmem nerenin Oscarları” demeye bayılıyorlar. Ama öyle bir beklenti içerisinde olan varsa ben Fransa’nın en büyük ödülü César için öyle bir şey söyleyemeyeceğim merak etmeyin. Evet, adaylar açıklandı. Cannes’dan ödülle dönen Polisse 13, Oscar’ı evine götürmesi muhtemel The Artist ise 10 dalda aday oldu. Yabancı olduğum bir ödül olduğu için sadece adaylarını paylaşmakla yetineceğim. Merak edenler için hemen ekleyelim, César Ödülleri 24 Şubat’da sahiplerini bulacak.

En İyi Film
L’Exercice De L’Etat
La Guerre Est Déclarée
Le Havre
Intouchables
Pater
Polisse
The Artist

En İyi Yönetmen
Alain Cavalier, Pater
Valérie Donzelli, La Guerre Est Déclarée
Michel Hazanavicius, The Artist
Aki Kaurismäki, Le Havre
Maïwenn, Polisse
Pierre Schoeller, L’Exercice De L’Etat
Eric Toledano & Olivier Nakache, Intouchables

Okumaya devam et »

DGA’e doğru adım adım

Etiketler

Michel Hazanavicius

Yarın Yönetmenler Birliği, yani DGA, 64. kez yılın en iyi yönetmenlerini seçecek (1961 ve 1962′de ödül vermediler.) ve Oscar yolunda bize çok önemli bir yol göstermiş olacak. Kimin kazanacağıyla ilgili tahminlerimden önce sizlerle iki şey paylaşacağım. Önce tarihinde sadece 6 kez Akademi ile farklı adreslere ödül gönderin DGA’in o farklı seçimlerine göz atalım. (Aslında 1948′de DGA’i Joseph L. Mankiewicz aldı ama Mankiewicz aynı filmle 1949′da Akademi tarafından ödüllendirildi. Lakin 1949′da Robert Rossen DGA tarafından En İyi Yönetmen seçildi, fakat Akademi, Rossen‘a hiçbir zaman ödül vermedi.)

  • 1968 – DGA: Anthony Harvey, The Lion in Winter – Oscar: Carol Reed, Oliver!
  • 1972 – DGA: Francis Ford Coppola, The Godfather – Oscar: Bob Fosse, Cabaret
  • 1985 – DGA: Steven Spielberg, The Color Purple – Oscar: Sydney Pollack, Out of Africa
  • 1995 – DGA: Ron Howard, Apollo 13 – Oscar: Mel Gibson, Braveheart
  • 2000 – DGA: Ang Lee, Crouching Tiger Hidden Dragon – Oscar: Steven Soderbergh, Traffic
  • 2002 – DGA: Rob Marshall, Chicago – Oscar: Roman Polanski, The Pianist

Ben kendi tanık olabildiğim kısma yorum yaparsam hem Steven Soderbergh’in hem de Roman Polanski’nin kimsenin beklemediği zaferler elde ettiğini söyleyebilirim. Hatta salonun şaşkınlığını görmek için Akademi’nin Youtube’daki resmi sayfasından da kontrol edebilirsiniz.

Gelelim bu yılın adaylarına… Woody Allen (Midnight in Paris), David Fincher (The Girl with the Dragon Tattoo), Michel Hazanavicius (The Artist), Alexander Payne (The Descendants) ve Martin Scorsese (Hugo). Bu beşliden sadece Fincher, Oscar’a aday olamadı. Onun yerine Oscar’a aday olan isim ise Terrence Malick (The Tree of Life) oldu. Gelin bir de DGA adaylarının DGA ve Oscar’daki (sadece yönetmen kategorisinde) daha önceki yıllarda neler yaptığını hatırlayalım.

WOODY ALLEN
1977: Annie Hall (DGA – Oscar)
1978: Interiors (Oscar)
1979: Manhattan (DGA)
1984: Broadway Danny Rose (Oscar)
1986: Hannah and Her Sisters (DGA – Oscar)
1989: Crimes and Misdemeanors (DGA – Oscar)
1994: Bullets Over Broadway (Oscar)
*Ayrıca; 1996′da DGA’den Yaşamboyu Başarı Ödülü aldı.

DAVID FINCHER
2008: The Curious Case of Benjamin Button (DGA – Oscar)
2010: The Social Network (DGA – Oscar)
*Ayrıca; 2003′deki reklam çalışmaları için DGA’den ödül aldı. 2009′daki reklam çalışmaları için ise aday oldu ama kazanamadı.

MICHEL HAZANAVICIUS
Daha önce DGA’e ve Oscar’a aday olmuşluğu yok.

ALEXANDER PAYNE
2004: Sideways (DGA – Oscar)

MARTIN SCORSESE
1976: Taxi Drive (DGA)
1980: Raging Bull (DGA – Oscar)
1988: The Last Temptation of Christ (Oscar)
1990: Goodfellas (DGA – Oscar)
1993: The Age of Innocence (DGA)
2002: Gangs of New York (DGA – Oscar)
2005: The Aviator (DGA – Oscar)
2006: The Departed (DGA - Oscar)
Ayrıca; 2003′de DGA’den Yaşamboyu Onur Ödülü aldı. Geçtiğimiz sene ise Boardwalk Empire‘daki yönetmenliğiyle DGA’de ödül kazandı.

Bu tablodan çıkarılabilecek tek bir şey var. O da Scorsese‘nin zaferi daha yeni tattığı. Üstelik bu sene George Harrison: Living In the Material World adlı belgeseliyle de aday. O yüzden Hugo‘ya çok bağlanmadıkları müddetçe ben Scorsese‘nin sadece belgesel ödülüyle yetineceğini düşünüyorum. Geçtiğimiz sene Fincher kat kat iyiyken Tom Hooper‘a ödül verdiler hatırlarsanız. Bu sene Scorsese‘nin Hazanavicius‘dan daha iyi olduğunu düşünmesem de insanlarda “Böyle bir listede, Scorsese gibi bir ustanın karşısında nasıl başka bir yönetmen kazanır?” mantığı oluşuyor. Yani kendinizi hazırlayın. Eğer Michel Hazanavicius kazanırsa şaşırmak yok! Peki bu iki ismi geçip geriye kalanlar arasında sürpriz yapabilecek birini seçecek olsak kim olur? Alexander Payne diyorum ama pek de emin değilim. The Descendants bir “yönetmen filmi” değil. Gerçi The King’s Speech ne kadar yönetmen filmiydi, öyle değil mi? Neyse ben yarın geceye kadar susmaktan yanayım. İşte tahminlerim:

1. Michel Hazanavicius, The Artist
2. Martin Scorsese, Hugo
3. Alexander Payne, The Descendants
4. David Fincher, The Girl with the Dragon Tattoo
5. Woody Allen, Midnight in Paris

Oscar töreninden yeni haberler

Artık önümüzdeki günlerde 26 Şubat gecesi kimlerin sahneye çıkıp ödül sunacağı haberleriyle meşgul olacağız. Geçen sene bu işe çok daha önceden başlamışlardı ama bu sefer adayların açıklanmasını beklediler. Neyse. Ödül sunacak ilk isimler Bridesmaids casti. Rose Byrne, Ellie Kemper, Melissa McCarthy, Wendi McLendon-Covey, Maya Rudolph ve Kristen Wiig. Bu arada McCarthy ve Wiig‘in artık Oscar adayı olduğunun farkında mısınız?

7th Heaven

Etiketler

, , , , ,

Bu yıl The Artist Oscar’ı alacak mı almayacak mı tartışmaları yaşanmaya devam ederken ben de sessiz film kültürüme yeni yeni yapımlar eklemeye devam ediyorum. En İyi Film maratonuna başladığımda ilk kez Wings ile bir sessiz filmi başından sonuna kadar izlemiş oldum. Ardından Filmekimi’nde The Artist geldi. Şimdi de En İyi Yönetmen maratonu için 7th Heaven ile devam ediyorum. İlerleyen günlerde de The Divine Lady‘den bahsedeceğim hatta. Sessiz film döneminde gözünüze ilk çarpan şey oyuncuların ne kadar abartılı performanslar sergilediği oluyor tabiki de. Seslerini duyma imkanımız olmadığı için duygularını ifade edebilmek adına ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Şimdilerde kaşını kaldırmadan oynayan beyazperdeyi işgal eden sözde oyuncular sessiz film zamanlarında asla iş bulamazlarmış anlayacağınız. Gelelim ilk Oscarlar’da 3 ödül birden alan 7th Heaven‘a…

1927 tarihli bu film, zamanının en önemli yönetmenlerinden Frank Borzage‘a ait. Borzage sessiz film döneminde çok önemli yapımları birbiri ardına sıralayıp kendine çok önemli bir yer edinmiş Hollywood’da. Beyazperdede sesin bulunmasıyla da bocalamadan kariyerine devam etmiş. Ona tarihteki ilk En İyi Yönetmen Oscar’ını getiren 7th Heaven da kariyerinde yer alan umutsuz aşk hikayelerinden bir diğeri.

Austin Strong‘un oyunundan Benjamin Glazer tarafından senaryolaştırılan 7th Heaven tesadüf eseri tanışan iki insanın aşkını anlatıyor. Biri kanalizasyonlarda çalışıp sokak temizleyicisi olmak isteyen Chico, diğeri ise ablasının dayaklarından bıkmış usanmış fakir bir kız Diane. Oldukça umutsuz bir hikaye aslına bakarsanız. Ama Borzage‘ın tüm bu sıkıntılar içerisinde dahi aşkı bulmak konusundaki tecrübesi 7th Heaven‘ı özel bir klasik haline getiriyor.

O yıl birkaç rolüyle birden Oscar alan Janet Gaynor sinemanın dev aktrislerinden. Gaynor sesini hiç duyamasak da ifadeleriyle bize hissettiklerini yaşatıyor. Chico rolündeki Charles Farrell da aday olamamasına rağmen bence başarılı bir performans sergilemiş. Ve o yıl En İyi Film seçilen Wings‘i de düşününce keşke 7th Heaven alsaymış diye düşünmeden edemedim. Bu arada aday olmuş sanat yönetimi da hakikaten şahane. Genelde film Chico’nun dairesinde geçiyor ama 1927 gibi bir tarih için bol metaforlu bir set dekorasyonu kolay rastlanabilecek şeylerden değil.

7th Heaven‘ı beğenmemin yanı sıra, Borzage‘ı daha yakından tanımak adına izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem tatlı, hem engellerle dolu, hem de beklediğinizden çok çok daha fazlasını verecek, hissettirecek bir yapım. Hazır The Artist, Oscar’a koşarken oturup izlemenizde yarar var.

[A]

Oscar Karnesi
En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Kadın Oyuncu (Janet Gaynor)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Sanat Yönetimi

Sinema bloggerlarının tahmin sonuçları

Sinema Bloggerları’nın tahminlerini açıkladığımda her bloggerın ayrı ayrı tahminlerini görmek isteyenler olmuştu. Ben de bu arzuyu tahminleri açıklayarak gidereyim istedim. Ali Fuat Kısakürek 36 adayı tahmin ederek 21 blogger arasında birinci oldu. Onu ise 35 adayı doğru tahmin eden Murat Elgin ve 34 adayı tahmin eden Hasan Nadir Derin takip ediyor. Benim tahmin sonucumu merak edenler için de söyleyeyim, 44 adaydan 33′ünü doğru tahmin edebildim. Son dört yıldaki en kötü skorum. İşte sonuçlar:

Oscar Sohbetleri: Genel bir özet

Etiketler

84. Akademi Ödülleri’nin adayları açıklandı. Adaylar üzerine bol bol konuştuk, sürprizlerden bahsettik. Ama ben biraz da kendi kişisel fikirlerimi söylemek istiyorum. Tabi adayları iyice inceledikten sonra değişen düşüncelerimi de sizlerle paylaşacağım.

Evet, Tom Sherak ve Jennifer Lawrence adayları açıkladığında inanılmaz mutluydum. Neden? Çünkü bu kadar çok sürprizin bir arada olması hoşuma gitmişti. Akademi’nin son yıllarda iyice monotonlaşan tavrı hakikaten sıkıcı olmaya başladı. Tilda Swinton ile Marion Cotillard zaferlerinin küçük çaplı şokundan beri büyük kategorilerde bu tarz başka bir galibiyetle karşılaşamadık. Ve şimdi War Horse ve henüz izlemediğimiz ama çok çok kötü eleştiriler alan Extremely Loud & Incredibly Close‘u insan adaylar arasında görünce umutsuzluğa kapılmıyor değil.

Tabiki benim de aday olduğunu görmek istediğim filmler vardı. Mesela The Girl with the Dragon Tattoo. Bir şeylerle karşılaştırdığınızda sizin için neler ifade eder bilmiyorum ama ben Fincher‘ın son filmini fazlasıyla beğendim. Gönül Fincher‘ın büyük kategoriye girmesini isterdi ama olmadı. Aynı şekilde Tilda Swinton… Herhangi bir adaydan şikayet edecek değilim. Hangisinin yerine Swinton‘ı yerleştirmelilerdi onu da söylemeyeceğim. Ama bir adaylık beklentim vardı açıkçası.

Daha da saymaya devam edebilirim… Mesela Gary Oldman. Bu kadar iyi bir aktörün kariyerindeki en ortalama performanslarından biriyle Oscar’a aday olması doğru mu? Bence hayır. Yine de çok da sorgulamak istemiyorum. Birincisi, herkesin aynı performansı beğenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Öyle olsaydı zaten sezon boyunca dağıtılan tüm ödüller aynı isimlere giderdi. İkincisi, bu Akademi son iki senede hem Sandra Bullock‘un The Blind Side‘daki sıradan performansına hem de Natalie Portman‘ın Black Swan‘daki olağanüstü çalışmasına ödül verdiler. Bilmem anlatabildim mi?

Bu küçük şikayetlerden sonra genel olarak aday listesine gelirsek… Hala gizemini koruyan kategoriler var. Belki Oscar gecesine kadar yine kimin kazanamayacağını bilemeyeceğiz, belki de meslek birliklerinin ödülleriyle her şey netleşecek. Cumartesi gecesi DGA, Pazar gecesi ise SAG dağıtılacak. Kafamda oluşmuş bir tablo var tabi. Tahminlerimi de ilerleyen günlerde sizlerle paylaşacağım. Ama şimdilik yönetmen ve kadın oyuncu dallarında ne olacağını kestirmek de zorlanıyorum.

Hazır konu açılmışken kadın oyuncu yarışına da değinmek istiyorum. Benim favorim hala Michelle Williams. Bir mucize olup, SAG’de ödül almadığı müddetçe ne yazık ki Oscar’ı alma şansı sıfır. Tahminim ise Viola Davis‘in kazanacağı. Yalnız Meryl Streep‘in uzun zamandır hiç olmadığı kadar Oscar’a yakın olduğu gerçeğini de göz ardı etmek istemiyorum. SAG’de Michelle kazanırsa belki Meryl Streep için işler zorlaşabilir, ama dediğim gibi bu çok zor. Viola Davis kazanır ise o zaman da Meryl zaten daha yeni Doubt ile almıştı yorumu yapacağız. Akademi Streep‘i yine tercih edebilir açıkçası. Karışık ve belirsiz bir durum…

Hazır daldan dala atlıyorken Pazar gecesi Oyuncular Birliği’nin ödüllerinden live blogging yapacağımı da belirteyim. Eğer olur da o gece sabahlarsanız Oscar Boy’a uğramayı unutmayın. Geçen seneki gibi her galibiyetin tahmin edilebilir olmadığı bir gece ümit ediyorum. Erkek ve kadın oyuncu ödüllerinde bir sürpriz istiyorum. Mesela Octavia Spencer yerine yardımcı kadın oyuncu dalında başka biri kazansa da hiç fena olmaz. The Help‘in alamadığı senaryo adaylığı sadece En İyi Film ödülüne etki ediyor lakin ben bunu farklı şekillerde de yorumlamak istiyorum sanırım. Neyse. Dediğim gibi çok daldan dala atladım. O yüzden isterseniz En İyi Film adaylarının birlik ödüllerindeki skorlarınaa şöyle bir göz atalım:

SAG – Oyuncular Birliği
PGA – Prodüktörler Birliği
ADG – Sanat Yönetmenleri Birliği
WGA – Senaristler Birliği
DGA – Yönetmenler Birliği
ASC – Görüntü Yönetmenleri Birliği
CDG – Kostüm Tasarımcıları Birliği
ACE – Editörler Birliği (Hala türkçeye kurguyu yapan kişinin nasıl çevrileceği hakkında en ufak bir fikrim yok.)
Teknik meslek birlikleri: VES – Görsel Efekt / CAS – Ses Miksajı / MPSE – Ses kurgusu

HUGO (9): PGA, ADG, WGA, CES, DGA, ASC, ACE, CAS, CDG
THE ARTIST (7): SAG, PGA, ADG, DGA, ASC, ACE, CDG
THE DESCENDANTS (7): SAG, PGA, ADG, WGA, DGA, ACE, CDG
MIDNIGHT IN PARIS (5): SAG, PGA, WGA, DGA, ACE
THE HELP (5): SAG, PGA, ADG, WGA, CDG
MONEYBALL (4): PGA, WGA, ACE, CAS
WAR HORSE (4): PGA, VES, ACE, MPSE
EXTREMELY LOUD & INCREDIBLY CLOSE (1): ADG
THE TREE OF LIFE (1): ASC

Bu istatistiğin üzerine bir de tüm eleştirmen gruplarında 9 adayın En İyi Film zaferi var mı diye bakalım…

THE ARTIST (14): NYFCC, Washington DC, Boston, NYFCO, Indiana, Las Vegas, San Diego, Detroit, St Louis, Oklahoma, Phoenix, Vancouver, EDA, London
THE DESCENDANTS (7): Los Angeles, Houston, Florida, Southeastern, Dallas Ft., Kansas City, Iowa
THE TREE OF LIFE (7): San Francisco, AAFCA, Toronto, Chicago, OFCS, Denver, Georgia
HUGO (3):
NBR, Austin, Nevada
THE HELP (1): BFCC
WAR HORSE (1): North Texas
MONEYBALL, MIDNIGHT IN PARIS, EXTREMELY LOUD & INCREDIBLY CLOSE (0)

Son olarak büyük ödüllerden BAFTA, Critics’ Choice ve Altın Küre’de aldıkları adaylıklara göz atalım istiyorum:

THE ARTIST: Critics’ Choice, Altın Küre, BAFTA
THE DESCENDANTS:
Critics’ Choice, Altın Küre, BAFTA
THE HELP:
Critics’ Choice, Altın Küre, BAFTA
HUGO:
Critics’ Choice, Altın Küre
MIDNIGHT IN PARIS:
Critics’ Choice, Altın Küre
MONEYBALL:
Critics’ Choice, Altın Küre
WAR HORSE:
Critics’ Choice, Altın Küre
THE TREE OF LIFE: Critics’ Choice
EXTREMELY LOUD & INCREDIBLY CLOSE: Critics’ Choice

The Artist ve The Descendants‘ın tüm sanatsal ve teknik dalları saymazsak Hugo‘dan bir adım olduğu çok açık. İkisi de üç büyük ödül grubuna aday oldular ve tabi ikisinin de Altın Küre’si var. Bu arada Critics Choice’un adayların dokuzunu da kendi En İyi Film dalında bulundurduğunu fark etmişsinizdir. Eleştirmenler Oscarlar’ı takip etmekte her zamankinden daha başarılı anlayacağınız. Hemen ekleyeyim, eleştirmenlerin onuncu adayı Drive‘dı.

Bu hafta genel olarak durumu şöyle bir görelim istediğim için böyle bir şeye kalkıştım. DGA ve SAG tahminlerimi Oscar Sohbetleri’ne karıştırmayıp sonraki günlere bırakacağım.  Pazartesi gününden itibaren 24 kategoriyi teker teker inceleme altına alacağımızı da eklemek istiyorum. Oscar Boy ve Readers’ Choice Ödülleri’ni de Şubat ayı içerisinde artık bir sonuca ulaştırmak istiyorum ama hala izleyemediğimiz pek çok film var. Bu sene Oscar’dan sonraya sarkabilirmiş gibi geliyor. Haftaya görüşmek üzere.

Puss in Boots

Etiketler

, , , , , ,

Dün Oscar adayları açıklandıktan sonra hepimiz kendimize göre yorumlarımızı yapıp kenara çekildik. Ben asıl fikirlerimi toparlayıp yarın Oscar Sohbetleri’nde anlatmayı düşünüyorum. Bunu bırakıp adaylara gelirsek… Kısalar haricinde eğer belgeselleri de dahil ederseniz 21 dalda 46 film aday olmuş. Ben bunlardan 33′ünü izledim. Hatta 32 tanesini de yorumlayıp Oscar Boy sayfalarına koydum. Şimdi sırada 33′üncü film var. Aslında daha önceden izlediğim ama eleştirmediğim birkaç şey vardı lakin hazır aday olmuşken Puss in Boots‘u öne alalım istedim. Bu arada animasyon için bu yılın zayıf olduğundan bahsedip durduk ama ben animasyon dalındaki adayların beşini de sevdiğimi fark ettim. Özellikle Chico & Rita için çok sevindim ki bence bu yılın en iyi animasyonuydu. Tabi gözlerimiz Arthur Christmas‘ı da aramadı değil. Onun eleştirisini de önümüzdeki günlere saklıyorum. Şimdi Puss in Boots‘a dönelim.

Puss in Boots, Shrek‘de tanıştığımız bir karakterin spin-up’ı. Yani bir filmde ya da dizide tanıdığınız karakterin bağımsız olarak başka bir filmde ya da dizide yer alması anlamına geliyor spin-up. Friends‘den Joey, Cheers‘dan Frasier gibi düşünün. Antonio Banderas‘ın harika seslendirmesiyle ve şahsına münhasır bir kedi olması sebebiyle belleklerimizde yer edinen Puss in Boots‘un bağımsız macerası da en az Shrek kadar eğlenceli ve keyifli olmuş.

Daha önceden Shrek‘in üçüncü filmini yöneten aynı zamanda serinin farklı filmlerinde hem seslendirmede hem de senaryoda görev alan Chris Miller var filmin başında. Zaten ekibin benzer olması sebebiyle Puss in Boots‘dan çoğu zaman Shrek‘in havasını alıyorsunuz. Özellikle yaratılan ortamları ben çok benzettim. Sanki bir yerden Shrek ve Prenses Fiona çıkacakmış gibi.

Senarist ekipte American Pie‘dan tutun da Johnny English‘e kadar, hatta How to Train Your Dragon‘u yazmış isimlere rastlamak mümkün. Konu ise Puss in Boots‘un çocukluk arkadaşı Humpty Dumpty ile arasında gelişiyor. Birbirine düşman olan bu iki dostun çocukluktaki hayalleri için tekrardan bir araya gelişine tanık oluyoruz. Oldukça sade, Dreamworks’ün animasyonlarının alıştığımız havasında ve yaratıcılığın hat safhada olduğu bir animasyon kısacası. O masalsı hava filmin her ayrıntısına işlemiş.

Seslendirme kadrosu inanılmaz başarılı. Antonio Banderas ve Salma Hayek‘in seslerini duymak için bile Türkçe dublajsız bir kaydını izlemenizi öneririm. Zach Galifianakis, Billy Bob Thornton, ünlü yönetmen Guillermo del Toro filmde çalışan diğer ünlüler. Hep söylüyorum animasyonlar orijinal seslendirmeleriyle güzel diye. Keşke Türkiye’de de animasyonları gösterime sokarken çocuklar haricinde de bu filmleri izleyen olduğunu hatırlayıp dublajsız gösterime soksalar.

Puss in Boots çok keyifli bir film olmuş bana kalırsa. Yılın en iyi animasyonlarından biri ki Oscar adaylığıyla da bunu tescillemiş oldu. Yeni maceralarını yapacaklarsa, ben izlemeye varım.

[B]

TV Günlükleri 16.01-22.01

Etiketler

Lafı fazla uzatmanın alemi yok. O yüzden kısa bir başlangıç yapıp hemen konuya gireceğim. Bu hafta diziler açısından oldukça zayıf bir hafta geçirdik. Listeyi hazırlarken hiç olmadığı kadar çok zorlandım. Ve gelecek hafta da pek çok dizi ara verdiği için TV Günlükleri olmayacak. Yalnız hemen söylemek istiyorum Pazartesi günü Skins‘in altıncı sezonu başladı. Eğer başladığından haberiniz yoksa diye söylemek istedim. Neyse. Biz geçtiğimiz haftaya dönelim…

#5: DESPERATE HOUSEWIVES, what’s the good of beıng good

Çoğu arkadaşım bile bilmez ama ben senelerdir Desperate Housewives izliyorum. Zevk alıyor muyum? Çok değil. Peki neden devam ediyorum? İnanın benim de bir fikrim yok. Zamanında cnbc-e’nin bir şekilde hayatımıza soktuğu ve ilk zamanlarında Amerika’da bir fenomen haline dönüşen Desperate Housewives bu yıl son sezonuyla karşımızda. Hikaye o kadar absürd noktalara geldi ki zaten inandırıcılığını birkaç sezon önce yitirmişti. Ama başladık işte. Sonunu getirmeden de bırakmak istemiyorum. “Yoklukta iyi gidiyor.” diyorsunuz ya işte ondan. Tabi bir de bu hafta oldukça sıkıcı geçen dizilerin arasında sezonun diğer bölümlerine göre daha iyi olan What’s the Good of Being Good da kendine ilk beşde yer bulmuş oldu, fena mı?
Spotlight: Marcia Cross (Bree Van De Kamp)

#4: PARKS AND RECREATION, campaıgn ad

Her hafta Parks and Recreation‘ı övmekten bıktığım için artık hangi noktaya değinsem diye kara kara düşünüyorum. Bu hafta Paul Rudd‘ın konuk olduğu dizimiz yine güldürdü, yine haftanın en güzel 25 dakikasını yaşattı. Tabi ben övüyorum ama bakıyorum diziyi beğenmeyenler de mevcut. Gerçi Saturday Night Live‘da gülmeyen, Bridesmaids‘in esprilerini soğuk bulan, 30 Rock‘la yıldızı barışmayan bir izleyicinin Parks and Recreation‘ı beğenmesi çok zor. Çünkü hepsi aynı kitleye hitap ediyor.
Spotlight: Chris Pratt (Andy Dwyer)

#3: PARENTHOOD, ıt ıs what ıt ıs

Parenthood umarım bu sezon biter diye düşünmeye başlarken öyle şeyler olmaya başladı ki yine o sıcacık aile dizisi modumuza geri döndük. Bu hafta Haddie ile ailesinin arasında geçen üniversite problemi, Amber’ın yavaş yavaş kendini belli etmeye başlayan “skandal” aşkı daha çok malzeme çıkaracağa benziyor. Her seferinde dağılıp sonunda yeniden bir araya gelen Braverman ailesinden uzak kalmak ne mümkün… Parenthood‘un özellikle ilk iki sezonunu ağlamak isteyen drama bağımlısı seyirciye de önermeden edemeyeceğim.
Spotlight: Mae Whitman (Amber Holt)

#2: 2 BROKE GIRLS, and the upstaırs neıghbor

2 Broke Girls neden izlediğimi anlamadığım diziler arasında zirveye oynuyor. Bundan önceki haftalarda gittikçe vasatlaşan dizi, televizyonun kötü geçen haftasında Jennifer Coolidge‘li yeni bölümüyle durumu biraz toparladı. Coolidge‘e o kadar zamandır hayranım, o kadar da çok seviyorum ki 2 Broke Girls‘de görünce inanılmaz mutlu oldum. Ve sanırım haftalardır oynayan dizinin bugüne kadarki en komik karakteri de kendisiydi.
Spotlight: Jennifer Coolidge (Sophie)

#1: MODERN FAMILY, lıttle bo bleep

Sofia Vergara bu sezon Emmy alacak mı? Artık sürekli bu soruyu düşünmeye başladım. İlk iki sezonda abartıldığını düşündüğüm Vergara her hafta komedi sosunu daha da arttırıp mükemmeliye doğru emin adımlarla ilerliyor. Bu hafta da senaryonun merkezinde olmamasına rağmen bulunduğu her sahnede kahkalara boğdu. Sanırım Modern Family‘nin Emmy’deki oyuncu zaferi tüm kadro ödüllenene kadar devam edecek. Her sezon hikaye anlamında yönünü farklı karakterlere yönlendiren senaristlerin bu taktiğinin planlanmış olup olmadığını da ayrıca merak ediyorum.
Spotlight: Sofia Vergara (Gloria Delgado-Pritchett)

Adayların ardından…

Max von Sydow, Extremely Loud and Incredibly Close

84. Akademi Ödülleri’nin adayları açıklandı. Bir önceki yazıda ya da şuraya tıklayarak adayların tamamını görebilirsiniz. Ama gelin beraber ne oldu ne bitti konuşalım öncesinde…

EN İYİ FİLM
Bu sene değişen oylama sistemi sebebiyle kimsenin tahminlerinin doğru çıkmayacağını söylüyorduk zaten. Aynen beklediğimiz gibi oldu. 2011′in filmlerinden sadece 9′u En İyi Film olmaya hak kazandı.
Sürprizler: Extremely Loud and Incredibly Close ve The Tree of Life
Hangi filmler yok?: Drive ve The Girl with the Dragon Tattoo
Sonuç: Akademi Stephen Daldry‘yi çok ama çok seviyor. Hele ki bir de filmin prodüktörü Scott Rudin ise hiç karşı koyamıyorlar. The Tree of Life yeni oylama sisteminin galibi diyebiliriz, ki bence burada zaferi kutlanacak bir film varsa o da The Tree of Life. Spielberg sevdasının haricinde Drive ve The Girl with the Dragon Tattoo için söylenecek pek söz yok. Zaten özellikle Drive‘ın adaylığı çok hayaldi.

EN İYİ YÖNETMEN
Sürpriz: Terrence Malick (The Tree of Life)
Kim yok?: David Fincher (The Girl with the Dragon Tattoo)
Sonuç: Dediğim gibi günün galibi The Tree of Life. Sonunda Malick yıllar sonra tekrar aday oldu. Hak ettiğinin hepimiz farkındayız. DGA ile en azından bir adayda uyuşmazlık gösteren Akademi’nin Malick‘i tercih etmesini beklemiyordum tabi. Ama en azından Tate Taylor aday olmadığı için mutluyum.

EN İYİ ERKEK OYUNCU
Sürpriz: Demian Bichir (A Better Life) ve Gary Oldman (Tinker Tailor Soldier Spy)
Kim yok?: Leonardo DiCaprio (J. Edgar) ve Michael Fassbender (Shame)
Sonuç: SAG, Bichir‘i aday ederek zaten fitili ateşlemişti. Aslında sürpriz değil ama şaşıranlar vardır. Aynı “sürpriz ama değil” durumu Oldman için de geçerli. Peki adaylığını destekliyor muyum? Hayır. Bence çok çok iyi performanslarla dolu bir kariyerden Tinker Tailor Soldier Spy‘daki işiyle aday olması çok üzücü. DiCaprio‘nun filmi zaten çok kötü eleştiriler almaktaydı ve yerinin pek sağlam olmadığını üç aşağı beş yukarı tahmin ediyorduk. Shame de Akademi’ye fazla geldi, Fassbender aday olamadı.

EN İYİ KADIN OYUNCU
Sürpriz: Rooney Mara (The Girl with the Dragon Tattoo)
Kim yok?: Tilda Swinton (We Need to Talk About Kevin)
Sonuç: Mara‘nın olmasına ne kadar sevindiysem Swinton‘ın saf dışı bırakılmasına bir o kadar üzüldüm. Ben beşinci adaylık için Mara ile Glenn Close arasında bir mücadele olacağını düşünüyordum ama yanılmışım.

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Sürpriz: Max von Sydow (Extremely Loud and Incredibly Close)
Kim yok?: Albert Brooks (Drive)
Sonuç: Burada hiç çekinmeden bir şey söyleyeceğim. Albert Brooks‘un aday olamamasına hiç üzülmedim. Drive‘ı hakikaten çok sevdim. Benim için yılın en iyi filmlerinden biri. Ama Brooks‘un performansı bu kadar bolluğun yaşandığı bir kategoride ilk beşe girmeyi hak etmiyordu. O yüzden pek de dert değil. Max von Sydow ise hakiki bir sürpriz oldu. Sezon başında ödülü alabilir dediğimiz usta aktörün bir sürü kayıp adaylıktan sonra küllerinden doğması şaşırttı.

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Sürpriz: -
Kim yok?: Shailene Woodley (The Descendants)
Sonuç: Melissa McCarthy aday, gerisi yalan. Adını duyduğumda çığlık attım sevinçten.

EN İYİ UYARLAMA SENARYO
Sürpriz: The Ides of March
Hangi filmler yok?: The Help ve The Girl with the Dragon Tattoo
Sonuç: Tüm senaryosu kabaca bir “bok” hikayesine bağlı olan The Help‘in aday olamaması beni en mutlu eden şeylerden oldu. The Ides of March büyük kategorilerde sürpriz yapabilir demiştik, alın size sürpriz. Böylece Clooney o gece iki dalda aday olarak karşımıza çıkacak. The Girl with the Dragon Tattoo ise pek sevilmemiş anlaşılan. Tabi iyi bir uyarlama olmadığı konuşuluyor. Yoksa Zaillian‘ı kategori dışında bırakmazlardı.

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO
Sürpriz: A Separation ve Margin Call
Hangi filmler yok?: 50/50
Sonuç: 50/50′nin aday olmasını çok ama çok istemiştim. Yalnız bu sene özgün senaryo dalı öyle güzel bir yarışa şahit ki birileri dışarıda kalmak zorundaydı. A Separation‘ı tahminlerim arasına koymuştum ama şaşıranlar vardır. Margin Call ise hakiki bir sürpriz oldu zannediyorum. Ben bile filmi unutmuşum.

Ayrıca…

  • Özgün şarkı dalında 2 aday var. Oldukça vasat bir yıldı zaten. Hiç aday olmasaydı, hatta kategoriyi direkt kaldırsalardı da itiraz etmedik. Yalnız Albert Nobbs‘daki o felaket şarkı aday olmadığı için çok mutluyum. Gerçi The Muppets var ama olsun.
  • Sanat yönetiminde Tinker Tailor Soldier Spy yok. Aynı şekilde görüntü yönetimi dalına da sızamamış. Hayranları en çok bunlara şikayet edeceklerdir zannediyorum.
  • Madonna‘nın rezalet eleştiriler alan W.E.‘si kostüm dalında aday. Tabi bekleniyordu bu adaylık. Filmdeki tek iyi şeyin kostümler olduğu söyleniyordu.
  • Harry Potter‘ın sonunda hak ettiği makyaj adaylığını almasına çok sevindim. O dalın galibi kesinlikle The Iron Lady olmalı. Ama yine de Potter‘ı unutmamaları güzel.
  • Alexandre Desplat bu sene yaptığı sayısız film müziğine rağmen aday olamadı, üzücü. Alberto Iglesias‘ın Tinker Tailor Soldier Spy yerine The Skin I Live In ile aday olmasını tercih ederdim, onu da ekleyeyim.
  • Ses kategorilerinde Super 8 ve Rise of the Planet of the Apes yok. Büyük şoklardan bir diğeri.
  • Görsel efekt kategorisine sızan beşinci film Real Steel olmuş. Henüz kimse farkına varmadı sanırım.
  • Yabancı film dalında komite Belçika, Almanya ve Tayvan arasında bir seçim yapar demiştim. Tercihlerini Belçika’dan yana kullanmışlar.
  • Chico & Rita‘yı izlediğim günden beri animasyon dalında aday olacağını söylüyorum. Sonunda sesim duyulmuş. A Cat in Paris de adaylar arasında. Peki Arthur Christmas‘dan daha mı iyiydi? Hiç zannetmiyorum. The Adventures of Tintin‘in yokluğu için ise bir şey diyemem. Ben filmi hiç sevmemiş ve çok sıkılmıştım. O kadar da dert değil.
  • Ve son olarak… Belgesel kategorisinde büyük favorilerden Project Nim yok. Yine yapacaklarını yaptılar.

1′den fazla adaylık alan filmler
Albert Nobbs – 3
The Artist – 10
Bridesmaids – 2
The Descendants – 5
Extremely Loud and Incredibly Close – 2
The Girl with the Dragon Tattoo – 5
Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II – 3
The Help – 4
Hugo – 11
The Iron Lady – 2
Midnight in Paris – 4
Moneyball – 6
My Week with Marilyn – 2
A Separation – 2
Tinker Tailor Soldier Spy – 3
Transformers: Dark of the Moon – 3
The Tree of Life – 3
War Horse – 6

84. Akademi Ödülleri Adayları

Etiketler

, , , ,

Hugo

84. Akademi Ödülleri adayları sonunda açıklandı. Aylardır beklediğimiz liste belli oldu. Hugo 11, The Artist 10, Moneyball 6, War Horse 6, The Descendants 5, The Girl with the Dragon Tattoo 5 dalda aday olarak en fazla adaylık alan filmler oldu. Çok büyük sürprizler var. Hepsini bir bir sayacağım ilerleyen günlerde. Ama sanırım Albert Brooks‘un liste dışı kalması seyirciyi en büyük şoka uğratandı ki SAG’den sonra zaten böyle bir şeyin olabileceğini söylüyorduk. Ben Albert Brooks‘a pek üzüldüğümü söyleyemem, onu da ekleyeyim. Bunun haricinde The Tree of Life‘ın hak ettiği değeri görmesi, aylar öncesinden söylediğim Chico & Rita adaylığı mutlu edenlerden. The Help senaryo adaylığı alamadı mesela, ki bu da beni mutlu etti gayet. Tek üzüldüğüm şey Tilda Swinton‘ın liste dışı kalması oldu. Leo ile Fassbender için de eminim çok şey söylenecektir. Tabi ikisinin de tıpkı Brooks gibi yerinin pek sağlam olmadığını söyleyip duruyorduk. Ama bu sürprizlerle dolu liste için sızlanmayacağım merak etmeyin. İşte adaylar:

EN İYİ FİLM

  • The Artist; Thomas Langmann
  • The Descendants; Jim Burke, Alexander Payne ve Jim Taylor
  • Extremely Loud and Incredibly Close; Scott Rudin
  • The Help; Brunson Green, Chris Columbus ve Michael Barnathan
  • Hugo; Graham King ve Martin Scorsese
  • Midnight in Paris; Letty Aronson ve Stephen Tenenbaum
  • Moneyball; Michael De Luca, Rachael Horovitz ve Brad Pitt
  • The Tree of Life; Adaylar açıklanacak
  • War Horse; Steven Spielberg ve Kathleen Kennedy

EN İYİ YÖNETMEN

  • Michel Hazanavicius, The Artist
  • Alexander Payne, The Descendants
  • Martin Scorsese, Hugo
  • Woody Allen, Midnight in Paris
  • Terrence Malick, The Tree of Life

EN İYİ ERKEK OYUNCU

  • Demian Bichir, A Better Life
  • George Clooney, The Descendants
  • Jean Dujardin, The Artist
  • Gary Oldman, Tinker Tailor Soldier Spy
  • Brad Pitt, Moneyball

EN İYİ KADIN OYUNCU

  • Glenn Close, Albert Nobbs
  • Viola Davis, The Help
  • Rooney Mara, The Girl with the Dragon Tattoo
  • Meryl Streep, The Iron Lady
  • Michelle Williams, My Week with Marilyn

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

  • Kenneth Branagh, My Week with Marilyn
  • Jonah Hill, Moneyball
  • Nick Nolte, Warrior
  • Christopher Plummer, Beginners
  • Max von Sydow, Extremely Loud and Incredibly Close

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

  • Berenice Bejo, The Artist
  • Jessica Chastain, The Help
  • Melissa McCarthy, Bridesmaids
  • Janet McTeer, Albert Nobbs
  • Octavia Spencer, The Help

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

  • The Descendants; Alexander Payne, Nat Faxon ve Jim Rash
  • Hugo; John Logan
  • The Ides of March; George Clooney, Grant Heslov ve Beau Willimon
  • Moneyball; Steven Zaillian, Aaron Sorkin ve Stan Chervin
  • Tinker Tailor Soldier Spy; Bridget O’Connor ve Peter Straughan

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

  • The Artist; Michel Hazanavicius
  • Bridesmaids; Annie Mumolo ve Kristen Wiig
  • Margin Call; J.C. Chandor
  • Midnight in Paris; Woody Allen
  • A Separation; Asghar Farhadi

EN İYİ KURGU

  • The Artist; Anne-Sophie Bion ve Michel Hazanavicius
  • The Descendants; Kevin Tent
  • The Girl with the Dragon Tattoo; Kirk Baxter ve Angus Wall
  • Hugo; Thelma Schoonmaker
  • Moneyball; Christopher Tellefsen

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

  • The Artist; Laurence Bennett ve Robert Gould
  • Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II; Stuart Craig ve Stephenie McMillan
  • Hugo; Dante Ferretti ve Francesca Lo Schiavo
  • Midnight in Paris; Anne Seibel ve Hélène Dubreuil
  • War Horse; Rick Carter ve Lee Sandales

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

  • The Artist; Guillaume Schiffman
  • The Girl with the Dragon Tattoo; Jeff Cronenweth
  • Hugo; Robert Richardson
  • The Tree of Life; Emmanuel Lubezki
  • War Horse; Janusz Kaminski

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

  • Anonymous; Lisy Christl
  • The Artist; Mark Bridges
  • Hugo; Sandy Powell
  • Jane Eyre; Michael O’Connor
  • W.E.; Arianne Phillips

EN İYİ MAKYAJ

  • Albert Nobbs; Martial Corneville, Lynn Johnston ve Matthew W. Mungle
  • Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II; Nick Dudman, Amanda Knight ve Lisa Tomblin
  • The Iron Lady; Mark Couiler ve J. Roy Helland

EN İYİ ÖZGÜN MÜZİK

  • The Adventures of Tintin; John Williams
  • The Artist; Ludovic Bource
  • Hugo; Howard Shore
  • Tinker Tailor Soldier Spy; Alberto Iglesias
  • War Horse; John Williams

EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI

  • “Man or Muppet”, The Muppets – Bret McKenzie (söz ve müzik)
  • “Real in Rio”, Rio – Sergio Mendes, Carlinhos Brown (müzik) ve Siedah Garrett (söz)

EN İYİ SES KURGUSU

  • Drive; Lon Bender ve Victor Ray Ennis
  • The Girl with the Dragon Tattoo; Ren Klyce
  • Hugo; Philip Stockton ve Eugene Gearty
  • Transformers: Dark of the Moon; Ethan Van der Ryn ve Erik Aadahl
  • War Horse; Richard Hymns ve Gary Rydstrom

EN İYİ SES MİKSAJI

  • The Girl with the Dragon Tattoo; David Parker, Michael Semanick, Ren Klyce ve Bo Persson
  • Hugo; Tom Fleischmann ve John Midgley
  • Moneyball; Deb Adair, Ron Bochar ve Dave Giammarco ve Ed Novick
  • Transformers: Dark of the Moon; Greg P. Russell, Gary Summers, Jeffrey J. Haboush ve Peter J. Devlin
  • War Horse; Gary Rydstrom, Andy Nelson, Tom Johnson ve Stuart Wilson

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

  • Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II; Tim Burke, David Vickery, Greg Butler ve John Richardson
  • Hugo; Rob Legato, Joss Williams, Ben Grossman ve Alex Henning
  • Real Steel; Erik Nash, John Rosengrant, Dan Taylor ve Swen Gillberg
  • Rise of the Planet of the Apes; Joe Letteri, Dan Lemmon, R. Christopher White ve Daniel Barrett
  • Transformers: Dark of the Moon; Scott Farrar, Scott Benza, Matthew Butler ve John Frazier

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

  • Bullhead (Belçika)
  • Footnote (İsrail)
  • In Darkness (Polonya)
  • Monsieur Lazhar (Kanada)
  • A Separation (İran)

EN İYİ ANİMASYON

  • A Cat in Paris; Alain Gagnol ve Jean-Loup Felicioli
  • Chico & Rita; Fernando Trueba ve Javier Mariscal
  • Kung Fu Panda 2; Jennifer Yuh Nelson
  • Puss in Boots; Chris Miller
  • Rango; Gore Verbinski

EN İYİ BELGESEL

  • Hell and Back Again; Danfung Dennis ve Mike Lerner
  • If a Tree Falls: A Story of the Earth Liberation Front; Marshall Curry ve Sam Cullman
  • Paradise Lost 3: Purgatory; Joe Berlinger ve Bruce Sinofsky
  • Pina; Wim Wenders ve Gian-Piero Ringel
  • Undefeated; TJ Martin, Dan Lindsay ve Richard Middlemas

EN İYİ KISA BELGESEL

  • The Barber of Birmingham: Foot Soldier of the Civil Rights Movement; Robin Fryday ve Gail Dolgin
  • God is the Bigger Elvis; Rebecca Cammisa ve Julie Anderson
  • Incident in New Baghdad; James Spione
  • Saving Face; Daniel Junge ve Sharmeen Obaid-Chinoy
  • The Tsunami and the Cherry Blossom; Lucy Walker ve Kira Carstensen

EN İYİ KISA ANİMASYON

  • Dimanche / Sunday; Patrick Doyon
  • The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore; William Joyce ve Brandon Oldenburg
  • La Luna; Enrico Casarosa
  • A Morning Stroll; Grant Orchard ve Sue Goffe
  • Wild Life; Amanda Forbis ve Wendy Tilby

EN İYİ KISA FİLM

  • Pentecost; Peter McDonald ve Eimear O’Kane
  • Raju; Max Zähle ve Stefan Gieren
  • The Shore; Terry George ve Oorlagh George
  • Time Freak; Andrew Bowler ve Gigi Causey
  • Tuba Atlantic; Halvar Witzø
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 301 other followers