The Apartment
Shirley MacLaine… Benim gibi henüz 20′li yaşlarının başında olan ve 13-14 yaşlarında iken sinemaya olan ilgisi artan her izleyici MacLaine‘i 2005 yılındaki geri dönüşüyle tanıyor. Tabi ben yıllar geçtikçe kendisini daha yakından tanımak için epey çaba sarf edip filmlerini izledim lakin dediğim gibi 90′lı jenerasyon için Meryl Streep kadar tanınmayan bir aktristi kendisi. Ben MacLaine‘i In Her Shoes, Bewitched ve Rumor Has It filmlerinin çıktığı sene tanıdım zannediyorum. Zaten sonrasında doğru düzgün bir tek Valentine’s Day‘i izledim kendisinin yer aldığı. Ama tabi bu Oscarlı filmleri izleme mevzusu söz konusu olunca kendisine En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı getiren Terms of Endearment‘ı izleme şansı buldum. The Apartment ise MacLaine‘in kariyerinin ilk yıllarından bir film. Hatta çoğu insana göre de Elizabeth Taylor tarafından hakkı yenmiş, Oscar’ı kesinlikle almış olması gereken bir performans. Benim kendisine olan hayranlığım çok daha farklı boyutlarda. O jenerasyondan zannediyorum Shirley MacLaine kadar sevdiğim bir başka kadın yok. Kendisini bir ödül töreninde ya da özel olarak düzenlenmiş bir davette gördüğümde bile heyecanlanıyorum. The Apartment ise var olan hayranlığımın bir kat daha artmasına sebep oldu. Belki de Terms of Endearment‘tan 23 yıl evvel alması gereken Oscar içindir bilemiyorum.
Daha önce The Lost Weekend yazımda bahsettiğim yönetmen Billy Wilder, The Apartment‘ın da yönetmenliğini üstlenmiş. Some Like It Hot, Sunset Blvd. gibi klasiklerin yaratıcısı Wilder, The Apartment‘ta da ana akımdan farklı olarak toplum içerisindeki iyi olan şeyleri değil de kötü olanları seyirciye sunuyor. Asıl adı Itek Dominici olan I.A.L. Diamond ile yazdığı senaryo bir şirkette çalışan C.C. Baxter’ın dairesini sırf terfi alabilmek için üst düzey yöneticilere garsoniyer olarak kullandırtmasıyla başlıyor. Tabi C.C. Baxter’ın hikayesi bu kadarla sınırlı kalmıyor ve iş romantizme kadar sürüyor. Hatta filmde öyle bir final var ki aslında ciddi bir romantizm olmamasına rağmen o sakinlik ve güven hissi bile suratınıza bir gülümseme yerleştiriyor.
Jack Lemmon, C.C. Baxter rolünde hakikaten döktürüyor. Benim pek de bayılmadığım aktörler arasında yer almasına rağmen The Apartment‘ı başından sonuna gözümüzü kırpmadan seyrettiren isimlerden biri. Tabi The Apartment‘ın asıl keyifli oyuncusu asansörcü kız Fran’i canlandıran Shirley MacLaine. Audrey Hepburn havasında oldukça sade bir oyunla bizi kendine aşık ediyor. Aslında Fran’in de diğer kızlardan bir farkı olmamasına rağmen biz onu affetmeyi, onu masum bulmayı tercih ediyoruz. Belki de filmin gerçekten enkaz altında kalan tek bayanı olmasındandır. Fred MacMurray kadronun tanıdık isimlerinden bir diğeri. Zannediyorum çoğu insan kendisini My Three Sons isimli diziden hatırlıyordur. Ve kadrodan Oscar’a aday olan bir de Jack Kruschen var ki onun gerçekten neden aday olduğuna anlam veremedim.
The Apartment‘ın imdb’nin Top 250 listesinde 92. sırada yer almasına şaşmamalı. Karşımızda 90′lı yılların cılkı çıkmış romantik komedilerinden çok uzakta nadir bulunan bir şaheser var. Her detayı ayrı bir keyifli, her karakteri birbirinden seyirlik harikulade bir film. Lafı fazla uzatmanın alemi yok. Vereceğim notla da The Apartment‘ı ne kadar beğendiğimi anlayacaksınız zaten.
[A+]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Jack Lemmon)
En İyi Kadın Oyuncu (Shirley MacLaine)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jack Kruschen)
*En İyi Özgün Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi - Siyah Beyaz
*En İyi Kurgu
*En İyi Sanat Yönetimi – Siyah Beyaz
En İyi Ses
Shirley MacLaine benımde her kareye gırdıgınde fılmı ızlenır kıldıgını dusundugum starlardan. hanı sırf onun ıcın ızledıgım fılmler vardır.(Postcards from the Edge)ama the apartment dakı performansı, yenı jenerasyonun begendıgı bır cok duygusal komedıde yıldızlasan artıste(jennıfer anıston,julıa roberts, sandra bullock) ılham vermıstır. onun dogallıgı, onun durulugu ve abartısız oyunu fılmde adeta parlıyor. acıkcası jack lemon un sevmedıgım ve cok kullandıgı mımıklerıde nedense fılmde ıtıcı gelmıyor. amerıkanın tuketım toplumu olmaya basladıgı, ıscı somurusunun legallestıgı, dejenerasyonun paraya endekslendıgı gecıs donemınede yıne fılmı ızleyerek sahıtlık edıyoruz.