Gone with the Wind

Gone with the Wind hakkında o kadar çok şey duyduk, o kadar çok şey okuduk ki üzerine ne gibi bir cümle sarf edebilirim bilmiyorum. Beyazperde tarihinin en meşhur ve en iyi filmlerinden biri. Yayınlandığı yıla kadar yapılan Oscar törenleri içerisinde en çok ödül alan En İyi Film olma özelliğini de taşıyor. Öyle ki David O. Selznick‘in destan niteliğindeki 4 saatlik filmi 13 adaylık alıp 8 dalda ödüle kavuşmuştu. Filmin oyuncularından Hattie McDaniel‘ın Oscar alan ilk kadın aktris olduğunu da ekleyelim. Kısacası Gone with the Wind‘in şanı ortada. O yüzden ben bu yazıda işin destansı boyutlarından çıkıp göze çarpan başka şeylerden bahsedeceğim.
Dönemin ünlü prodüktörlerinden David O. Selznick‘in Margaret Mitchell‘ın romanından sinemaya uyarlamak istediği Gone with the Wind‘e başlarda hiç kimseler tarafından başarılı bir proje olacağına inanılmamış. Lakin azmin zaferi sonucunda üç yönetmen eskitilmesine rağmen tamı tamına 238 dakikalık neredeyse 3 filme yetecek kadar senaryosu olan epik bir Hollywood prodüksiyonu ortaya çıkmış. Film yönetmen Victor Fleming‘in adıyla anılsa da bazı sahnelerde George Cukor ve Sam Wood‘un da imzası var. Fleming‘i Gone with the Wind haricinde bir başka büyük yapım, The Wizard of Oz ile bilenler de çok. Tabi o dönemler filmlerin yönetmenlerden değil de daha çok stüdyolardan çıktığı düşünülüyor, orası ayrı. Cukor için My Fair Lady, Wood için ise For Whom the Bell Tolls demem yeterli olacaktır zannediyorum. Ayrıca Sam Wood güzeller güzeli Natalie Wood ile kardeş, bu da bir başka dipnot.
Sidney Howard‘ın (Aslında yazar olarak birkaç isim daha mevcut ama Gone with the Wind, Howard‘ın kalemiyle anılıyor.) malzemesi oldukça bol olan romandan beyazperdeye uyarladığı hikaye de tek bir hikaye gibi alınamaz. Film içerisinde adeta hep beraber başkarakter Scarlett O’Hara’nın büyümesine tanık oluyoruz. Ki ben özellikle bu hikayedeki kalabalık yüzünden Gone with the Wind‘i yorucu buldum. Görsel anlamda bana kalırsa hala doyurucu bir film olmasına rağmen 4 saatte Scarlett’in başına gelmeyen kalmıyor. Tabi buarada hem romana sadık kalma isteği, hem de usta prodüktör Selznick‘in parmağı var ama ne diyelim? Sinema tarihinin en başarılı işlerinden biri olsa da 240 dakika boyunca bir filme sadık kalmak o kadar da kolay değil.
Kadroda enfes isimler mevcut. Hepsi adını duyduğunuzda heyecanlandığınız efsanevi aktörler ve aktrisler. Clark Gable‘a olan hayranlığımı oturup da anlatmayacağım. It Happened One Night‘taki performansını Gone with the Wind‘dekine tercih ederim ama o zamanın şimdilerde pek de iç açmayan oyunculuk tekniklerinden uzak özgün bir stile sahip olması benim çok hoşuma gidiyor. Tabi Vivien Leigh için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Ama tüm o sıradanlığa rağmen başından sonuna hikayeyi alıp götüren de Leigh‘den başkası değil. Güzelliği hayranlık uyandırıyor. Özellikle filmin son bir saatinde olgunlaşmış Scarlett’i izlerken Vivien Leigh‘nin porselen bir bebek olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz. Hattie McDaniel‘dan tutun, Olivia DeHavilland‘a kadar sayısız başarılı performans… Ve tabi Leslie Howard. Hikayede oldukça önemli bir yere sahip olan Ashley Wilkes rolünde Oscar’a aday olamamış olsa da bence çok çok iyi.
Gone with the Wind‘in hayranlık uyandıran kısımlarına devam edersek… Bir kere akıl almaz bir sanat yönetmenliği mevcut filmde. King Kong‘tan kalan dekorları Atlanta’daki yangın sahnesi için kullanmalarından tutun da Scarlett ve Rhett’in birlikte yaşadıkları eve kadar göze çarpan pek çok detay var. Yaralı askerleri aşama aşama gösterip durumun vahimiyetini gözler önüne seren sahneler de sinema tarihi kitaplarında yerini almış kült dakikalara ev sahipliği yapıyor.
Gone with the Wind için katılmadığım tek yorum filmin sürükleyici olduğu. Çok yavaş bir akışı olmasa da sürükleyici olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence özellikle yedinci sanat aşığı olmayanlar filmi izlerken zorluk çekebilir. Tabi burada reçete yazmıyoruz. Karşınızda Gone with the Wind var. En fazla ne kadar kötü olabilir ki? İşte yazarınız da bunları yazarken şunu düşünmeden edemiyor: “The King’s Speech nasıl olur da Casablanca, All About Eve, Gone with the Wind gibi filmlerle aynı ödülü alır?”
[A]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Kadın Oyuncu (Vivien Leigh)
En İyi Erkek Oyuncu (Clark Gable)
*En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Hattie McDaniel)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Olivia de Havilland)
*En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi – Renkli
*En İyi Kurgu
*En İyi Sanat Yönetimi
En İyi Ses
En İyi Görsel ve Ses Efekti
En İyi Özgün Müzik
Henüz yorum yapılmamış.