Rebecca
Yine sizleri şaşırtacak gerçeklerle başlayacağım yazıya. Genelde izlemediğim filmleri duyunca küçük dilini yutan okurlar beni “Nasıl olur da o filmi izlemezsin?” şeklinde sorgulamaya başlıyorlar. Mesela hala Gladiator, Saving Private Ryan ve Braveheart‘ı izlemediğimi söyleyince gözlerini fal taşı gibi açanlar mevcut. Haksız da değiller gerçi. Bu kadar popüler filmleri izlememem yanlış. Onu da geçtim söylediğim filmlerin hepsi de televizyonda durmadan oynayan yapımlar. Neyse ki bu tür açıkları kapatmak için koca bir yazım var. Hatta birazdan bu yazı bitince Gladiator‘ı izleyerek bir eksiğimi daha yok etmeyi planlıyorum. Konuyu getirmek istediğim yer ise tabiki de Hitchcock‘un ilk Amerika yapımı filmi Rebecca. Benim bağlamak istediğim kısım ise bugüne kadar hiç Hitchcock filmi izlememiş olmam. Evet, yanlış duymadınız. Ne Psycho, ne The Birds, ne de Rear Window. Ama umuyorum Rebecca ile beraber Özel Ödül haricinde kendi filmleriyle Oscar kazanamamış büyük ustanın işlerini teker teker izlerim.
Rebecca, bir otelde tanışan zengin dul Laurence Olivier ile Joan Fontaine‘in evliliğiyle start alıyor. Başlarda böylesine bir adam tarafından sevildiği için kendini şanslı gören Fontaine zamanla evdeki hizmetçi Bayan Danvers’ın da varlığıyla Olivier‘in eski eşi Rebecca‘nın gölgesinde kalmaya başlıyor. Böylece evde var olan o şüpheci ve gotik hava da film boyunca iliklerimize kadar işliyor ve belki de filmi izlememize yardımcı oluyor. Bir yerden sonra siz de filmdeki karakterler gibi şüphelerinizle düşünmeye ve sanki bir cinayet filmi izlermiş gibi ne olduğunu çözmeye çalışıyorsunuz.
Gone with the Wind‘deki başarısından sonra Hitchcock ile çalışan ünlü prodüktör David O. Selznick, Daphne Du Maurier‘in romanından sinemaya uyarlanan bu materyal için fazlasıyla uğraşmış. Robert E. Sherwood ve Joan Harrison‘ın kaleme aldığı senaryo söylenene göre Hithcock‘un klasik mizah anlayışından epey uzakta, çünkü roman fazlasıyla karanlık olduğu için Hitchcock‘un çalışma alanını sınırlıyor. Her ne kadar kariyeri boyunca aldığı tek En İyi Film Oscar’ı ilk Amerika çalışmasıyla olsa da bence Rebecca Oscar tarihinin kayda değer filmlerinden biri.
Hitchcock‘un genel üslubunun dışında görülse de ben konu hakkında fazla bilgi sahibi olmayan bir izleyici olarak Rebecca‘nın aksetmek için uğraştığı o gotik hava konusunda oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Tabi bunda daha sonra Citizen Kane‘e ilham kaynağı olduğu söylenen Manderlay malikanesinin de büyük etkisi var. Bir kere Manderlay o büyük mimari yapısıyla bile görkemden çok korkuyu hatırlatıyor insana. Bu da ne derece usta bir yönetmenden bahsettiğimizin en büyük kanıtı zannediyorum.
Her ne kadar kadrodan bir kişi dahi Oscar alamamış olsa da özellikle Laurence Olivier‘in performansı takdire şayan. Favori aktörlerimden birisi olması sebebiyle de bu görüşte olduğum düşünülebilir lakin izleyince siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız. Varlığı bile yetiyor. Olivier‘in yeni eşi rolündeki Joan Fontaine‘de ne olup bittiğinin farkında olmayan masum kadın olarak filmin Oscar adayı performanslarından bir başkasına can vermiş. Tabi asıl harikanın Judith Anderson olduğu söylenebilir. Öyle ki Bayan Danvers ilk gördüğünüz dakikadan itibaren tüylerinizi ürpertiyor. All About Eve‘den tanıdığım George Sanders, Oscar’dan yana yüzü gülmeyen Gladys Cooper ve onun eşi rolündeki Nigel Bruce ilgi çeken diğer isimler.
Rebecca, Hitchcock‘un En İyi Film seçilen tek yapımı olmasının haricinde dediğim gibi Oscar tarihinin en özel filmlerinden biri. Her ne kadar Akademi 11 adaylık verip, 2 ödülü layık görse de bence 83 yılın ilk 10′unda olmayı sonuna kadar hak ediyor. Kaçırılmaması gereken bir klasik.
[A]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Laurence Olivier)
En İyi Kadın Oyuncu (Joan Fontaine)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Judith Anderson)
En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Kurgu
En İyi Sanat Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Efekt – Görsel ve Ses
En İyi Özgün Müzik
Pyscho, Vertigo, Notorious, The Birds, Rear Window, North by Borthwest tavsiyemdir.