The Silence of the Lambs

Çok uzun zaman önce değil Oscarlı filmleri izlemeye başladığım dönemlerde sizlere Big Five denilen şeyden bahsetmiştim. Şimdi Big Five’dan yine bahsetme zamanı geldi. O yüzden ben önce kısaca bir açıklamak istiyorum. Big Five, Oscar’ın en önemli beş ödülüne verilen isim: Film, yönetmen, erkek oyuncu, kadın oyuncu ve senaryo. Bugüne kadar 40 film bu onuru elde etmek için bu beş dalda birden aday olabildi. Ama 40 film arasından sadece 3′ü aday olduğu bu beş önemli dalda da ödüle kavuştu. Peki hangi filmler bunlar? Birincisi 1934 yapımı Clark Gable ve Claudette Colbert‘li romantik komedi It Happened One Night. İkincisi 1975 yapımı ünlü klasik One Flew Over the Cuckoo’s Nest. Üçüncü ve sonuncu olan ise 1991 yılında tüm zamanların en iyi filmleri arasına adını yazdırmayı başaran tüyler ürperten yamyam Hannibal Lecter’ın anlatıldığı The Silence of the Lambs. 91′den bu yana bunu başarmaya en çok yaklaşan film American Beauty oldu. Lakin o da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alamadığı için Big Five’ın sadece dördüyle eve dönebildi. Skoru önemsemeyip, Big Five dediğimiz kategorilere aday olan son filme bakarsak o da 2004 yapımı Million Dollar Baby. Ne yazık ki Eastwood‘un filmi de bu 5 kategoriden sadece 3′ünde zafere ulaşabildi. Neyse. Şimdi isterseniz tarihte Big Five yapan son filmden bahsedelim…
Thomas Harris‘in romanından Ted Tally‘nin kalemiyle uyarlanan The Silence of the Lambs, genç bir FBI ajanının Buffalo Bill adlı katile ulaşmak için yeraltı hücresinde tutulan “Yamyam” lakaplı Doktor Hannibal Lecter ile olan ilişkisini anlatıyor. Buffalo Bill’e ulaşmak için Hannibal the Cannibal’dan yardım almaya çalışan ajan Clarice Starling, istediği bilgilere ulaşmak için doktora kendi çocukluğunu anlatmak zorunda kalıyor ve aralarında böylece ilginç bir ilişki oluşuyor. Ted Tally‘nin sinema tarihine kazınmış tonlarca ünlü repliği mevcut filmde. Hangi birini saysak bilemiyorum. Ama şunu söylemek gerek, The Silence of the Lambs 83 yıldır senaryo ödülünü gerçekten hak ederek kazanmış filmlerden. Belki de zirveye bile oynayabilir. Ama bunda ustalıkla kaleme alınmış olmasının yanı sıra ölçülü davranan yönetmen ve olağanüstü performanslar sergileyen oyuncuların da katkısı var.
The Silence of the Lambs öncesinden sıradan bir yönetmen olan Jonathan Demme kariyerini kesinlikle Hannibal Lecter’a borçlu. Bu filmden sonra çektiği Philadelphia sinema tarihinin AIDS’den bahseden ilk popüler filmi olabilir, 2004′deki The Manchurian Candidate yeniden çevrimi kendi çapında bir başarıya ulaşmış olabilir ya da Anne Hathaway‘e ilk Oscar adaylığını getiren Rachel Getting Married‘ı yönetmiş olabilir ama bunların hepsi The Silence of the Lambs‘den sonra oldu. Demme‘in filmde özellikle kan konusunda fazlasıyla hassas davranıp bir vahşeti anlatırken vahşeti tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sermeyişi takdire şayan. Çünkü filmin tüm dinamiğini bu etken koruyor. Sürekli “Acaba şimdi gösterecekler mi?” düşüncesi. Gerçi yine de canlı canlı adamın suratını ısıran bir adet Anthony Hopkins ve fazlasıyla mide bulandırıcı bir kadavra sahnesi var ama kesinlikle seyircinin duyguları sömürülmüyor.
Hannibal Lecter’ın bu kadar ünlü bir film karakterine dönüşmesinde en büyük katkı hiç kuşkusuz Anthony Hopkins‘in. Daha önce Jeremy Irons‘a önerilen rol için sadece 16 dakika boyunca filmde gözükerek Oscar’a kavuştu. Tıpkı filmin senaryosu gibi Hopkins‘in performansı da bugüne kadar en çok Oscar’ı hak etmiş işlerden biriydi. Jodie Foster ise şimdilerde ortalarda pek gözükmese de 80 ve 90lar’ın dünya harikası olarak filmde arz-ı endam ediyor. Hopkins‘le karşılıklı oynadıkları sınırlı sahnelerde adeta döktürdüklerini söyleyebilirim. Ve tabi Grey’s Anatomy seyircisinin yakından tanıdığı Brooke Smith, Buffalo Bill performansıyla aklımızı başımızdan alan Ted Levine ve filmin önemli karakterlerinden Jack Crawford’ı canlandıran Scott Glenn (bana Nolan‘ın Batman serisindeki Gary Oldman‘ı hatırlatıyor) filmden adları anılması gereken diğer isimler.
The Silence of the Lambs bana göre hazine değerindeki filmlerle dolu olan 90lar’ın zirve işlerinden biri. Sinemayla biraz olsun ilgilenen herkesin izlemesi gereken çok özel bir klasik. 83 yılı da bitirdiğimde büyük ihtimalle ilk 5′imde göreceğinizi de ekleyip filmi ne kadar sevdiğimi son bir kez belirteyim.
[A+]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Anthony Hopkins)
*En İyi Kadın Oyuncu (Jodie Foster)
*En İyi Uyarlam Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Ses
Henüz yorum yapılmamış.