Titanic

Her film eleştirmeninin ya da eleştirmen diyerek abartmayıp her sinema bloggerının bu işe başlamasına sebep olan bir film illa ki vardır. Size sinema sevgisi aşılayan, filmlerin büyülü dünyasına kendinizi kaptırmanıza neden olan bir film… Ben 90′lı yıllarda çocukluğunu yaşamış biri olarak Pulp Fiction, Fight Club, The Usual Suspects gibi filmleri anlayacak kadar büyümüş değildim. 90lar’da aklım Forrest Gump‘a, biraz olsun The Matrix‘e (belki de sadece görselliğine, Life Is Beautiful‘un acısına yetti. Ve eğer bana sinema sevgisini aşılayan filmleri sorarsanız size 2 filmin adını söylerim. Birincisi Jude Law‘ın başrolünde yer aldığı ve büyük ihtimalle okuyucuların büyük bir çoğunluğunun varlığından dahi haberi olmadığı Music From Another Room. Hatta The Oscar Boy’dan önce blogspot çatısı altında yazarken sitemin adı da Comments From Another Room idi. İkincisi ise hiç kuşkusuz Titanic. Tüm yorumlara, tüm olumsuz eleştirilere rağmen göğsümü gere gere Titanic‘in hayatımın filmi olduğunu söyleyebilirim. Bugüne kadar kaç kere izlediğimi ben bile bilmiyorum ama en azından her ay minimum bir kere izlediğimden eminim. The Oscar Boy maratonu başladığından beri oturup da eleştirmeye vakit bulamadığım bir filmdi. Madem şimdi En İyi Film ödülü almış yapımları konuşuyoruz, o zaman Titanic‘ten bahsetmenin vakti geldi de geçiyor bile. Şimdiden söyleyeyim… Eğer Titanic‘den nefret ediyor ve filmin iyi olduğunu düşünmüyorsanız şimdiden okumayı bırakın derim. Çünkü birazdan hiç durmadan James Cameron‘ın başyapıtını öveceğim.
James Cameron bir zamanlar James Cameron‘dı. Neden böyle diyorum? Çünkü Avatar‘dan önce büyük bütçeli filmler çekmesine rağmen en azından ruhu olan senaryolarla karşımıza çıkıyordu Cameron. Daha sonra kendini ödül almaya öyle bir odakladı ki “Kathryn Bigelow oldu.”. Tüm zamanların en çok hasılat yapan filmi Avatar, bir sene önceden kalma doğru düzgün hiç bir yerde gösterime girmeyen The Hurt Locker tarafından alt edildi. Hakkıyla mı? Belki. Ama bu adam ki The Terminator, Aliens, True Lies gibi filmlerle kendine belirli bir sükse yapmış başarılı bir yönetmendi.
Titanic, James Cameron tarafından yazılıp yönetilmiş bir şaheser. Dünya üzerinde herhangi bir insanın bu filmi izlemediğine ihtimal vermediğim için Rose ve Jack’in unutulmaz aşkını anlatmayacağım. Sadece Titanic‘in belki de temelinde oldukça basit fakir çocuk-zengin kız hikayesinden yola çıkarak yarattıklarına değinmek istiyorum. O zamanlar için teknolojinin etinden sütünden sonuna kadar yararlanan Cameron kuşkusuz 90lar’ın en büyük prodüksiyonuna imza attı. Evet The Matrix sinemanın son 20 yılda gördüğü en büyük olaylardan biriydi. Yalnız James Cameron eski Hollywood metodlarıyla biraz da seyircinin gözünü boyayarak hikayeden asla ödün vermeden ortaya unutulmayacak bir iş çıkardı. Dile kolay, Titanic‘in 11 Oscar’ı var. Sorarım size 83 yılda bu onura ulaşabilen 3 filmden biri olmak sadece bir tesadüf müdür?
Özellikle Titanic‘deki küçük hatalara takılan izleyicilerle ilgili probemlerim var. Mesela şikayetlerin en büyüğü Kate Winslet‘in Leonardo DiCaprio‘dan daha yaşlı durduğu. Peki sizce hala Hollywood’un en iyi oyuncularından olan bu ikiliyle ilgili “Kadın adamdan daha yaşlı.” yorumu yapmak biraz acımasızca değil mi? Leo‘nun Titanic‘deki Jack Dawson performansı kariyerinin en iyilerinden biri olmasa da Winslet‘in Oscar’a aday olan olağanüstü Rose portresi için ne denilebilir ki? Üstelik bununla da sınırlı değil. Şimdilerde adını sanını duymadığımız filmlerde yer alan Billy Zane, her daim hayranlıkla izlediğim Kathy Bates, çok çok iyi bir karakter oyuncusu olan Frances Fisher, Big Love ile ekranda kendine has bir hayran kitlesi yaratan Bill Paxton ve tabi geçtiğimiz sene 100 yaşında hayata gözlerini yuman Gloria Stuart… Tam olarak bir devler kadrosundan bahsedemesek de hepsinin adını ayrı ayrı anmak da yarar var, çünkü hepsi birbirinden mükemmeller.
Peki Titanic‘in başarısı yönetmen, senarist ve oyuncu üçlüsüyle mi bitiyor? Asla! James Horner‘ın unutulmayan müzikleri ve Celine Dion‘ın hala aklımızdan silinmeyen My Heart Will Go On melodisi Titanic‘in başarısını katlayan diğer etkenler. Sanat yönetiminden kostüm tasarımına, özel efektlerinden kurgusuna Titanic Oscar tarihinin en iyilerinden biri olarak karşımızda duruyor. Ben bu filmi asla unutmayacağım. Bana beyazperde aşkını tattıran James Cameron‘a da sonsuz teşekkürler…
[A+]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Kate Winslet)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Gloria Stuart)
*En İyi Kurgu
*En İyi Görüntü Yönetimi
*En İyi Sanat Yönetimi
*En İyi Kostüm Tasarımı
*En İyi Ses Miksajı
*En İyi Ses Kurgusu
*En İyi Özel Efekt
En İyi Makyaj
*En İyi Özgün Müzik – Drama
*En İyi Özgün Şarkı (“My Heart Will Go On”)
sinema kesinlikle bu değil. titanic fazlasıyla balon bir film ve de olay örgüsü, anlatım biçimiyle neredeyse sinemaya hakaret eder cinsten bir basitlik içeriyor. parasını verip oscarını almış olabilir sanırım. hele bir sene evvel büyük stüdyo filmlerinin çuvalladığı ve hem gişelerde hem de oscarlarda bağımsız filmlerin başarılı olduğu (the english patient, shine, breaking the waves, secrets and lies, vs.) düşünülürse hollywood’un stüdyoları kurtarmasını sağlayan bol oscarları ve reklamcılık başarısı olarak elde ettiği gişe gelirine rağmen belki de sinemanın en kötü filmlerinden biridir titanic.
Ancak L.A. Confidental’ı o sene izlememiş biri böylesine basit yorumlar yapar.
titanic sinemanın en kötü filmi ha, kesinlikle katılmıyorum film diğer dallardakine göre senaryo bakımından eksik ama asla kötü değil, teknik dallardaki başarısı ise takdir gerektirir, “1997de böyle bir film çekmek” film tüm başarısını haketmiştir, parayı basıp ödül almak nasıl çirkin bir laf, öyle birşey olsa avatarda birkaç ödülle kalmazdı yani.
titanic’in 11 ödülü yokmuydu (yanlışmı hatırlıyorum)
Evet, makyaj ödülünü fazladan işaret konulmuş. Hemen düzelttim. Teşekkürler.