Gladiator

Daha önce de yaşım itibariyle kaçırdığım pek çok klasikten bahsetmiştim sizlere. Schindler’s List‘den tutun da Braveheart‘a kadar izleyemediğim pek çok film olduğunu açık yüreklilikle belirtmiştim. Neyse ki ne Schindler’s List kaldı, ne de Braveheart artık izlemediğim. Ama izleyene kadar yediğim lafı bir ben biliyorum. Kime söylesen “Nasıl bir sinema aşığısın sen? Bu filmleri izlememiş olup da sinemadan anlıyorum diye mi geçiniyorsun?” türünde çeşit çeşit hakarete maruz kaldım. Zaten bu Oscarlı filmleri izleme maratonumun yegane sebebi de “İzlemedim.” dediğimde afallamış yüzlerle karşılaşmam. Amacım hep bu afallamış yüzleri yok etmek, hem de bilgi dağarcığımı genişletmekti. Zannediyorum istediğim noktaya yavaş yavaş geldim. Hatta Gone with the Wind, Casablanca gibi klasikleri izleyerek bir adım öne bile geçmiş olabilirim. Şimdi yine herkesin izlemediğim için yadırgadığı filmlerden birinden bahsedeceğim. Ama bu sefer sonucumuz oldukça farklı. Çünkü Gladiator‘ı izlememiş olmamanın bana birşey kaybettirmediğini fark etmem çok da uzun sürmedi.

Gladiator göz boyama bağımlısı Ridley Scott‘un ne için vurdu kırdı olduğu bilinmez filmlerinden bir diğeri. “Ne alaka?” türü sorulara Robin Hood, Black Hawk Dawn, Kingdom of Heaven cevaplarını verip kenara çekileceğim. Arada Matchstick Men, Body of Lies, American Gangster gibi daha ilginç işler de görmek mümkün ama Thelma & Louise harince çok da ahım şahım bir film yok ortada bana kalırsa. Zaten Gladiator‘ı izlerken de hep kendi kendinize soracağınız soru şu: “Neden?”.

David Franzoni, John Logan ve  William Nicholson‘dan oluşun şahane senarist ekibinin geçmişinde Amistad, The Last Samurai, Any Given Sunday, The Aviator, Elizabeth: The Golden Age gibi delice ünlü filmler var. Ama ne yazık ki içlerinde en iyisi olan John Logan‘ın deneyimlerinden fazla yararlanılmamış olacak ki Gladiator kendini tekrar ede ede iç bayan 2,5 saate dönüşmüş. Bugüne kadar bana şevkle filmden bahseden Gladiator fanlarını özellikle senaryoyu kavradıktan sonra arayıp 5 saat nutuk çekmek istedim. Çünkü film harika olabilecek malzemesine rağmen anlamsız klişelerle dolu saatler vaat edebiliyor ancak.

Bu filmle Oscar alan Russell Crowe için sözüm yok. Yalnız onu beğendiğimden ötürü değil aksine Crowe‘un hiç bir zaman iyi bir aktör olduğunu düşünmemle alakalı bir durum. Eğer gerek fikrimi soruyorsanız madem Crowe‘a Oscar verecektiniz, bari bunu A Beautiful Mind‘la yapsaydınız. Ben kendini fazla ciddiye alan aktörler kervanından pek hoşlanmıyorum. Sanıyorum bu sebepten ödül törenlerinde anlamsız coolluğuyla dikkat çeken çirkinler çirkini Johnny Depp de ilgimi çekmiyor. Tabi filmde Joaquin Phoenix var ki kendisinin Oscar alması için bizzat ben bile kampanya yapabilirim. Her daim favorilerim arasında olmuştur. Connie Nielson ise Connie Nielson işte… En fazla ne olabilir ki? Djimon Hounsou yardımcı oyuncular arasında dikkat çekenlerden biri. Ve bir de Derek Jacobi var. Artık bu tarz dönem filmlerinde yer almaktan ne zaman vazgeçecek çok merak ediyorum. Ya gladyatörler, ya rahipler… Başka filmde oynamıyor!

Gladiator benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Yalnız çok da kötü demek istemiyorum. Ben sadece beklentilerimi çok yüksekte tutmuşum. Bir daha izleme gafletine düşeceğimi de sanmıyorum. Bana kalırsa televizyon filmlerinden hiç bir farkı yok. O yüzden verebileceğim en yüksek notu verdim, yoksa bu bile zordu.

[B-]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Russell Crowe)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Joaquin Phoenix)
En İyi Özgün Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Sanat Yönetimi
*En İyi Kostüm Tasarımı
*En İyi Ses
*En İyi Özel Efekt
En İyi Özgün Müzik

, , , , , , , , ,

3 Yorum “Gladiator”

  1. Kemal
    Temmuz 14, 2011 8:37 am #

    Ridley Scott’ın ‘Thelma & Louise’ dışında ‘Alien’ veya ‘Blade Runner’ının da hakkını hakkını yemeyelim ama :)

    • umurtas
      Temmuz 14, 2011 9:08 am #

      Yalnız Alien serisinde çalışmayan yönetmen var mı? Ridley Scott, James Cameron, David Fincher… Hatta Jean-Pierre Jeunet var! Ne alaka yani :)

  2. metin
    Temmuz 14, 2011 6:23 pm #

    Ridley Scott sinemada üç başyapıta imza atmıştır; Thelma and Louise, Blade Runner ve Alien… Alien serisinin diğer filmleri ilk Alien kadar ilgi çekici değildir ve de koskoca ilk Alien filmini, “ama herkes çalıştı o seride” diye geçiştirmek mümkün değildir. Blade Runner ise tam anlamıyla bir sinemadır ve de belki de 2001 ve Stalker ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filmidir. Baştan aşağı fotoğraf ve resimle hikaye anlatabilme becerisi olan Blade Runner, çağının çoook ötesinde bir filmdir. Thelma and Louise ise sinemada feminist dalgayı iyi yakalayan bir yol/western filmidir. Vahşi batıda iki kanun kaçağının yol hikayesi diye de izlenebilecek filmi, Ridley Scott tam bir feminist filme dönüştürmüştür. İki kadının haftasonu eğlenceliğinin bir kabuse dönüşmesi öyküsü, erkek egemen dünyaya bir haykırış gibidir.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s