A Beautiful Mind
Russell Crowe‘a Oscar kazandıran Gladiator‘ı izleyeli sadece bir ay oluyor. Evet, yanlış duymadınız. Gladiator‘ı The Oscar Boy olarak 2011 yılında izledim ve bundan utanmıyorum. Gladiator‘ı izlememiş olmama rağmen diğer Russell Crowe performanslarına hakim biri olarak kendisine hiç bir zaman alışamadığımı söylemem gerek. Bana göre Crowe Hollywood’un şişirme aktörlerinden bir diğeri. A Beautiful Mind‘da bana kalırsa Gladiator‘daki halinden 10 kat daha iyi. Hele ki Gladiator‘ın ne için vurup kırdığı belli olmayan karakterlerle dolu felaket senaryosunu göz önüne alırsak A Beautiful Mind o sıkıcı gladyatör hikayesini katlayıp cebine koyar. Tabi burada “Benim babam senin babanı döver.” tadındaki karşılaştırmalara mahal vermek istemediğim için kısaca Gladiator‘ı beğenmediğimi ve Russell Crowe‘un iyi bir oyuncu olduğuna inanmadığımı söyleyerek özetleyeyim durumu. Tabi ne Hollywood, ne de dünya benimle bu konuda aynı görüşte. Crowe‘un harika bir aktör olduğunu, Sean Penn‘le aynı klasmanda yer aldığını, onun profesyonelliğinin başka bir oyuncu da olmadığını söyleyenler mevcut. Ama bu onların fikri… O yüzden Crowe severler şimdiden özür dilerim.
A Beautiful Mind şizofreni ile mücadele eden ünlü Amerikalı matematikçi John Nash’in hayat hikayesini anlatıyor. Princeton’a girişiyle başlayan film, 94′te Nobel Ödülü alışına kadar devam ediyor. Bu arada gerek okuldaki sosyal hayatında, gerekse eşiyle olan ilişkisinde şizofreninin getirdiği sorunları bir bir izliyoruz. 83 yaşında ve hayatta olan Nash’in şizofreni tedavisinin hala devam etmekte olduğunu da bir dipnot olarak ekleyelim.
Akiva Goldsman‘ın kaleme aldığı senaryo biyografi olarak nitelendirebileceğimiz bu film için bence oldukça iyi ve kalbur üstü bir çalışma. Hatta kariyerine şöyle bir göz attığımızda Batman & Robin, Practical Magic, The Da Vinci Code gibi felaketlere imza atan Goldsman‘ın zirvesi A Beautiful Mind demek yanlış olmaz. Tabi burada Ron Howard‘la olan birlikteliklerinin de getirisi var. Bugüne kadar 4 film ve bir de dizi bölümüne imza atan ikilinin hala beraber çalışmalarının sebebini A Beautiful Mind‘da açıkça görmek mümkün. Benim yine fazla abartıldığını düşündüğüm bir yönetmen olarak Ron Howard izleyiciye yeni birşeyler katmaktan çok uzakta olsa da kendisine yakışır bir şekilde kaliteli bir iş çıkarmış. Howard‘ın abartıldığını düşünmemin sebebine gelirsek… Ne kadar iyi olursa olsun, hatta çok kaliteli işler çıkardığını ben de kabul ediyorum, kendisinin yeni birşey sunmadığı kanaatindeyim. Sadece elindeki malzemeyle iyi ama düz birşeyler üretiyor.
Kadroya gelirsek… Russell Crowe kariyerinin en iyi performansını sergilese de iyi ki Oscar almamış denilen bir performans sergilemiş. Çünkü kendini çok ciddiye alan bu adamın John Nash’i canlandırırken bile ne kadar teatral davrandığını görmek mümkün. Jennifer Connelly Oscar aldığı performansıyla büyülüyor diyemesem de güzelliğiyle aklınızı başınızdan alıyor. Belki de Oscar’ı bu sebepten almıştır olamaz mı? Bu da başka bir tartışma konusu tabi. Connelly uzun zamandır izlediğim en hak edilmemiş Oscar sahibi oyuncu olabilir. Ağlayan eş rollerinin hepsine Oscar veriyorsak… Neyse. Ed Harris filmin ünlülerle dolu kadrosundan göze çarpan bir diğer isim. Benim gibi sinema severlerin aşina olduğu Adam Goldberg, Josh Lucas, Paul Bettany gibi mükemmel olmasa da iyi aktörler de mevcut, ki Bettany‘yi diğer ikiliden daha yukarıda bir yerde tutmak gerek. Ve tabi Christopher Plummer. Kendisine olan hayranlığımdan daha önce bahsetmişmiydim bilmiyorum. Bahsetmediysem, ona bayıldığımı ve bu filmde de kısacık rolü olmasına rağmen onu izlemekten büyük keyif aldığımı eklemem gerek. Son olarak bir de Judd Hirsch gözüme çarptı ki, eminim Ordinary People‘dan hatırlayanlarınız vardır.
Sonuçta A Beautiful Mind iyi bir film. En iyi üç notumdan birini veriyorum. Bu üç nottan en düşüğünü verme sebebim ise filmin sadece iyi olması. İzlenmesi gerek buna da katılıyorum, ama başyapıt değil, mükemmel hiç değil. İyi…
[B]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Russell Crowe)
*En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Jennifer Connelly)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Makyaj
En İyi Özgün Müzik
Russell Crowe hayranı değilim,fakat vasat birisi demişsiniz.Tmm çok iyi bir aktör değil,belki şişirme de olabilir.Fakat şu da var.Hiç kimse leonardo Dicaprio kadar vasat olupta bu kadar ünlü olmayı başaramamıştır..Eğer Crowe vasat diyorsanız,leo oyuncu bile değildir.Dış kapnın dış mandalıdır.Tabii,leo konusu yok sizde benden sadece bir örnek dyelim.Diğeri ise Brad Pitt olmalıdır :) Gereksizler kulvarında..
Brad Pitt’in de çok matah bir oyuncu olmadığına katılıyorum. Ama mesela onun Snatch’deki performansını da asla göz ardı etmem. İşte en azından Pitt sempatik diyerek geçiştiriyorum. Russell Crowe hem yeteneksiz, hem de antipatik bir adam. Çünkü hep ama hep en iyisinin o olduğunu düşünüyor. Leo için aynı görüşte olduğumu söyleyemeyeceğim. O yüzden hiç yorum yapmıyorum :)
Ron Howard’ın muamma gibi bir oscar galibiyeti olmasını sağlayan film. Diğer dört adayın herbiri Ron Howard’dan daha iyi yönetmenlerdi; David Lynch, Peter Jackson, Robert Altman ve Ridley Scott… bu listede Ron Howard da kim oluyor cidden?
Bakınız Tom Hooper galibiyeti. David Fincher, Darren Aronofsky, David O. Russell, Coen Kardeşler… Kazanan Hooper! Bir başka fiyasko daha
filmi ilk izlediğimde beğenmiştim ama geçen ay filme yeniden baktığımda o kadar iyi olmadığını anladım, russell crowe hakkındaki düşüncelerinize katılıyorum, ama yapılan yorumlarda leonardo hakkındaki olumsuz düşüncelere ise hiç katılmıyorum, russell ve leo’yu aynı kulvarda bile görmüyorum, üzülüyorumki leonun hala oscarı yok, akademi doğru düzgün aday bile göstermiyor leonardoyu, brad pittin ise iyi bir oyuncu olmadığını biliyoruz ama son yıllarda oynadığı filmler gerçekten iyi. Russell crowe vasat bir oyuncu bence.