Cavalcade
2 haftalık dinlenme süreci tamamen sona erdi. Aslında dinlenme demek yanlış olur çünkü bu aranın sebebi benim staj yoğunluğuyla birlikte taşınma işleriyle uğraşmamdı. Ama artık bunu geride bıraktığımıza göre tatilde olmama rağmen yeri geldiğinde zamanlanmış yazılarla karşınızda olacağım. Bu süre içerisinde doğru düzgün film izleyemedim. Sadece dün X-Men serisinin yeni filmini izlemeye vakit ayırabildim. Onun haricinde ise yazlık dizilerimle, The Big C ve True Blood ile meşguldüm. Tabi izleyip hala yorumlamadığım film sayısı 20′ye yakın olduğu için Oscar Tarihi serimize devam edeceğim. A Beautiful Mind, The Last Emperor, Dances with Wolves ve Braveheart gibi daha yakın dönemden filmler, hemen onun ardından da The Godfather serisi gelecek. Tabi şimdi konumuz 1933 yapımı Cavalcade. Çoğu Oscar bağımlısına sorduğunuzda 83 yılın en zayıf ve en kötüsü. Hem de Crash, The King’s Speech, Chariots of Fire, Rocky gibi pek çok seçime karşı çıkan insanlara rağmen. Buyursunlar…
Bir diğer Oscarlı filmi Mutiny on the Bounty ile daha fazla tanınan, ayrıca The Divine Lady ile Cavalcade haricinde ikinci kez Oscar alan Frank Lloyd tarafından yönetilmiş Cavalcade. İzlerken insanı zorlayan, seyirciyi her 5 dakikada bir filmden koparan bir ağırlığı, kurgusu mevcut. Ondandır ki Cavalcade dendiğinde bu işle ilgili olan herkes Oscar tarihinin en kötü “En İyi Film”i der. 83 yılın en zayıfı olmasına rağmen yerden yere vurulacak kadar vasat olmasa da Cavalcade izlerken bende de “Bu film nasıl Oscar aldı?” hissi yarattı.
Noel Coward‘ın oyunundan Reginald Berkeley tarafından beyazperdeye uyarlanan hikaye 30 yılı aşkın bir sürede gerçekleşen olaylar zincirinin bir süvari alayına olan etkilerini anlatıyor. Bu uzun sürede Kraliçe Victoria’nın ölümünden tutan, Titanic’in batışına kadar herşeyle karşılaşıyoruz. Savaşların başlaması da cabası… Lakin içerisinde herşeyden biraz bulundursa da tüm bu işleyişe rağmen inanılmaz derecede bir ağırlık, bir hareketsizlik mevcut filmde. Bunu kelimelerle daha nasıl ifade edebilirim bilemesem de kaba bir deyişle Cavalcade çok sıkıcı.
Her ne kadar filmle iletişim kurup bağlanmak için çaba sarf etsem de Diana Wynyard‘ın akıl almaz klişe mimikleri ve Clive Brook‘un bir süre sonra monoton bir hale dönüşen oyunculuğuyla Cavalcade‘i sevmek daha da güçleşiyor. Filmde Una O’Connor, Herbert Murdin gibi birkaç tane daha öne çıkan performans olsa da bir süre sonra “O zamanın şartlarına göre düşünmek lazım.” şeklinde kafa yapısından sıyrılıp filmin kaç dakikası kaldığını kontrol etmeye başlıyorsunuz. Üstüne üstlük Gigi, An American in Paris gibi benim tarzımın çok dışında olan filmleri bile sonuna kadar sabırla izlemişken Cavalcade için kendimi bu kadar zorlamam…. Daha fazla ne yorum getirilebilir ki?
Cavalcade hakikaten de film eleştirmenlerinin dediği gibi Oscar tarihinin en kötü en iyilerinden. Hatta burada kötünün iyisi bile denilebilir. Ama 83 yıl içerisinde izlediğim diğer 59 En İyi Film’le mukayese ettiğimde Cavalcade‘in son sırada olduğunu dürüst bir şekilde söyleyebilirim. Meraklısı haricinde önermiyorum. Karar size kalmış.
[C-]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Diana Wynyard)
*En İyi Sanat Yönetimi
Henüz yorum yapılmamış.