The Last Emperor

83 yıllık tarihe şöyle bir göz attığınızda En İyi Film ödülünü alan yapımların kolay kolay 5 Oscar’ın üzerine çıkamadığını göreceksiniz. Son 10 yıla baktığınızda bunu başaran film sayısı 4, 83 yılda ise 32. Hatta ünlü klasiklerden bile oldukça az sayıda Oscar alan filmler sayabiliyoruz. Mesela Casablanca ve The Godfather‘ın 3, Rain Man‘in sadece 4 Oscarı var. Hele ki artık The Hurt Locker gibi tarihin en az hasılat yapmış “En İyi Film”inin 6 Oscarı olduğu düşünülürse bunlar oldukça komik rakamlar. Arada fazlaca alarak şaşırtan vasat filmler de var tabi. Gigi‘nin 9 adet Oscarı olduğu düşünülürse haksızlıktan söz etmemek mümkün değil. Ama tabi her zaman dediğim gibi zevk almasını bilip, ödülün kime göre en iyi olduğu tartışmasını yapmamak gerek. Yoksa iş çığrından çıkar, ki Oscar üzerine yazan bir blogger olarak okuyucuya özellikle kabul ettirmek istediğim şey de bu. Her ne kadar yılın 12 ayı durmadan Oscar diye bahsediyor olsam da sonuçta bu bir ödül ve 5000 küsür kişilik bir Akademi tarafından dağıtılıyor. Eleştirilecek olduktan sonra çok şey eleştirilir tabi. Ama inatla zevk almamak için uğraşmanın bana göre bir anlamı yok. Neyse. Şimdi geçelim 9 Oscarlık The Last Emperor‘a. Efsane İtalyan yönetmen Bertolucci‘nin olağanüstü Çin hikayesine…

The Last Emperor son Çin hanedanının 60 yıllık tarihini anlatıyor bizlere. 3 yaşında tahta çıkan Pu Yi, 1911 Devrimi ile tahttan indiriliyor. Okalın duvarların arkasında inanılmaz bir hayat yaşarken, Çin halkı çoktan devrime uğramış ve kralları umrunda olmadan bu yeni hayata ayak uyduruyorlar. Pekin’de uzunca bir süre saraydaki hayatını devam ettiren Pu Yi daha sonra Japonya’ya gidip Büyük Mançurya İmparatorluğu’nun başına geçiyor ve savaşta Ruslara tutsak düşüp 50′li yıllarda da savaş suçlusu olarak Çin’de yargılanıyor.

Hikayenin sonlarına doğru bir zamanlar sarayda görkemli bir hayat yaşayan Pu Yi’nin düştüğü durumu yakından incelerken acı hissetsek de bir yandan da onun bu at gözlüklü tavrı yüzünden yargılamadan edemiyoruz. Ben bu yüzden Mark Peploe ve Bernardo Bertolucci‘nin beraber kaleme aldığı senaryonun tarafsızlığını çok ama çok beğendim. Filmi bir bakıma Pu Yi’nin tarafından izlesek de (ki hikayeyi onun öğretmeni Reginald Johnson anlatıyor) haklıyı haksızı seçmek tamamen bizim insafımıza bırakılmış.

Bertolucci‘nin şiir kariyeri göz önüne alındığında kariyerindeki diğer filmlerde olduğu gibi The Last Emperor‘da da güçlü bir şiirsel yalınlık hissetmek mümkün. Özellikle filmin ilk yarısında sarayda geçen kısım tüm sınırlarına rağmen insana enteresan bir huzur verip merak uyandırıyor. Pu Yi’nin kişisel çatışmaları haricinde, Çin İmparatorluğu’nun son politik demlerini anlatması da cabası.

Son hükümdar Pu Yi’nin çocukluğunu canlandıran oyuncular Richard Vuu, Tsou Tijger ve Tao Wu inanılmaz derecede başarılı. Ama tabi yetişkinliğine hayat veren John Lone‘un başarısı göz ardı edilemez. Peter O’Toole‘un Oscar’a aday olmadığı için herkes tarafından hayretle karşılanan Reginald Johnston performansı da fevkalade. Bu isimler haricinde Çinli oyunculardan tek tük tanıdığımız Joan Chen de Pu Yi’nin eşi rolünde göz dolduruyor.

The Last Emperor benim fazlasıyla beğendiğim Oscarlı filmler içerisinde yerini aldı. Bugüne kadar izlemediğim için ufak bir pişmanlık duymuyor da değilim. Bertolucci‘yi tanımak için ne kadar yardımcı olur bilemesem de zengin tarih içeriğiyle de ilgi çeken The Last Emperor en az bir defa izlenmesi gereken özel bir klasik.

[A]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi
*En İyi Kurgu
*En İyi Sanat Yönetimi
*En İyi Kostüm Tasarımı
*En İyi Ses
*En İyi Özgün Müzik

, , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s