Braveheart

Yine küçük şok çığlıklarına sebep olabilecek bir itirafla başlıyorum yazıma: Braveheart‘ı hayatımda ilk kez izledim. Evet, o kadar anlamlı anlamsız film izlemişken Braveheart‘ı nasıl atladım? İnanın ben de bilmiyorum. Hem de senelerce televizyondaki tekrarlarını görmezden gelip, doğru düzgün bir kaydını orijinal dilinde izlemek için bekledim. Dublaja ne kadar karşı olduğumu söylememe gerek yok zannediyorum. Yalnız ben her seferinde “Gladiator‘ı ilk kez izledim.”, “Casablanca‘yı ilk kez izledim.” dedikçe sen nasıl bir sinemaseversin sorularıyla karşılaşıyorum. Bunun sinemayı sevmekle ya da  sevmemekle uzaktan yakından alakası yok, buna emin olabilirsiniz. Durum sadece yaşımla alakalı. Öyle ki 3 sene önce 18 yaşımdayken izlediğim filmi şimdi izlediğimde bile inanılmaz farklı yaklaşıyorum. Ki normal olanda bu. Şimdi gevezeliği kesip, hayatımda ilk kez izlediğim bir başka En İyi Film kazananına geçelim…

Braveheart 13. yüzyılda İngiltere’ye karşı direnen İskoçların ulusal kahramanlarından William Wallace’ın mücadelesini anlatıyor. O zamanlarda bir asil değil de sıradan bir vatandaş olan Wallace’ın İskoçya’nın tarihindeki yeri fazlasıyla önemli ve büyük. Ölürken bile “Özgür İskoçya” diye bağıran bu adamın biraz da Robin Hood benzeri bir macerası var. Zaten söylenenlere göre Robin Hood efsanesinin kaynağı da William Wallace’mış. Ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemeyeceğim.

Braveheart‘la beyazperde için ilk kez senaryo yazan Randall Wallace‘ın kariyeri The Man in the Iron Mask, Pearl Harbor ve We Were Soldiers gibi filmlerle bezeli. Wallace ne yazık ki bu filmdeki kalemiyle Oscar alamamış. Lakin savaş filmlerinde kimi zaman çok zayıf kalabilen senaryo hiç de fena değil. Sadece kimi zaman klişenin doruğunda geziyor. Ama bu da 700 yıl önce olup bitmiş bir hikayeyi, hele ki elinizdeki kaynak kısıtlıyken fazla sulandırmak istememekle alakalı diye düşünüyorum.

Mel Gibson‘ın oyunculuğuyla hiç bir zaman alamadığı Oscar, Braveheart ile yönetmenliğine gitmiş. Peki bu konuda neler söylenebilir? İnsan ister istemez filmin rüzgarına fazla kapıldığını düşünüyor Akademi’nin. Gerçi Tom Hooper‘a verilen Oscar’dan sonra En İyi Yönetmen ödülünün daha değersiz bir hale dönüşebileceğini zannetmiyorum. Hele ki David Fincher, Darren Aronofsky, Wes Anderson gibi çağımızın en iyi yönetmenleri hala Oscarsız iken. Yine de Gibson, Hooper‘dan birkaç gömlek yukarıda orası kesin. Filmin insanı içine alan atmosferi yadsınamaz derecede iyi.

İskoç aksanıyla oradan oraya koşturan kadro oldukça kalabalık. Mel Gibson bence William Wallace olarak fazlasıyla iyi.  Brendan Gleeson her daim severek izlediğim bir başka aktör olarak filmin önemli karakterlerinden Hamish’e can veriyor. Sophie Marceau, Brian Cox gibi ilgi çeken birkaç isism daha var ama Sons of Anarchy severlerin yakından tanıdığı Tommy Flanagan çok daha fazla ilgi çekiyor. Yani böylesine bir tarih-savaş filmi için başarılı bir ekiple karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Tabi bunda Randall Wallace‘ın komedi soslu senaryosunun payı da büyük. Olayı aşırı dramatize edip ağlamamız için yalvarmıyor.

Braveheart yıllardır kaçırdığıma üzüldüğüm bir klasik oldu diyebilirim. İzleyin ya da izlemeyin yorumunda bulunmayacağım, çünkü muhtemelen sitenin okuyucularının hepsi Braveheart‘ı çoktan (hem de birkaç kere) izlemiştir.

[A]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Özgün Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Kurgu
En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Ses
*En İyi Ses Efekti
*En İyi Makyaj
En İyi Özgün Müzik – Drama

, , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s