In the Heat of the Night
Hep söylüyorum, bundan 3 sene evvel izlediğim filmi şimdi izleyince çok daha farklı bir zevk alıyorum diye. Belki bu 30 yaşındaki bir adam için fark etmeyebilir ama benim gibi henüz yirmilerinde olan biri için fark ediyor. O yüzden Chicago, No Country for Old Men, The Graduate gibi yakın zamanda izlediğim filmleri tekrar izliyorum ki değişen birşey varsa buraya da yazayım diye. Hatta 83 yıl tamamlanınca en son The Hurt Locker‘ı tekrar izleyeceğim. 2 yıl geçmiş olsa da üzerinden filme şimdi daha farklı yaklaşma ihtimalim olduğunu düşünüyorum. Hem de Oscar Maratonu yazı serisinde daha kaliteli bir The Hurt Locker eleştirisine kesinlikle ihtiyaç var. İlk izlediğimde Oscar alacağına ihtimal vermediğim için epey baştan savma bir eleştiri yazmışım. Peki konuyu nereye getirmeye çalışıyorum… The Graduate ve Bonnie and Clyde‘ın varlığı sebebiyle En İyi Film ödülünü aldığı için adeta yuhalanan In the Heat of the Night‘a. Ki filmin getirdiği eleştiriyi düşününce bu kadar üzerine getirilmesine de anlam veremiyorum.
Kariyeri boyunca 7 kere Oscar’a aday olan yalnız ancak 1999′da Akademi’den Özel Ödül alan yönetmen Norman Jewison da Moonstruck, A Soldier’s Story, Fiddler on the Roof gibi başarılı filmlere imza atmasına rağmen adı fazla duyulmayan yönetmenlerden. O yıl da başarılı yönetmenliğine rağmen The Graduate‘in yönetmeni Mike Nichols‘a kaptırmış ödülünü ki bu ödül The Graduate‘in aldığı tek Oscar. Bir zamanlar pek yüz verilmeyen toplumsal mesajlı suç filmlerinin adını yükselten ve bunu bir tür haline getiren Jewison ise tabir-i caizse avcunu yalamış.
John Ball‘un romanından Sidney Poitier, Virgil Tibbs’i canlandırsın diye uyarlanan In the Heat of the Night, The Towering Inferno dışında kariyerinde pek de eli yüzü düzgün iş bulunmayan Stirling Silliphant tarafından uyarlanmış. Siyahilerin girmesinin yasak olduğu Mississippi’nin bir kasabasında beyaz bir polis şefiyle siyahi bir cinayet uzmanının katili bulmak için iş birliği yapmasını ele alıyor film. In the Heat of the Night‘ı türünün diğer örneklerinden ayıran özelliği ise filmin siyahisinin de beyazlara karşı tutunduğu küçümseyici tavır.
Sidney Poitier‘in belki de kariyerinin en iyisi olan In the Heat of the Night‘daki performansı yine akıllara zarar bir şekilde Oscar’a aday olmayan efsane işlerden. Bu filmden sonra They Call Me MISTER Tibbs! ve The Organization adındaki diğer iki devam filminde de Virgil Tibbs’i canlandıran Poitier ne yazık ki ilk filmdeki kadar başarılı olamamış. Filmlerin de aynı şekilde ilk filmden sonra adlarının pek de anılmadığını söylemek mümkün. Rod Steiger‘e Oscar kazandıran bağnaz ve asabi polis Gillespie rolü ise Oscar tarihinin kült karakterlerinden. Bir zamanların karakter oyuncusu Warren Oates, garip adam Ralph rolündeki Anthony James ve Oscarlı aktris Lee Grant kadrodan öne çıkan diğer isimler.
In the Heat of the Night, Bonnie and Clyde ve The Graduate‘den ne kadar iyiydi bilinmez ama The Apartment ile The Sound of Music haricinde birbirinden vasat filmlerle dolu 60lar’da kesinlikle göze çarpıyor. Ben Poitier‘in neden aday olamadığını anlayamadım lakin kesinlikle izlenmesi gereken bir performansı var. Kesinlikle izleyin.
[A-]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Rod Steiger)
*En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Kurgu
*En İyi Ses
En İyi Ses Kurgusu
Henüz yorum yapılmamış.