The French Connection
Günün son ve En İyi Film ödülünü kazandığı için yine eleştirilen filmine hoşgeldiniz. Büyük ihtimalle bu sefer yorumlar da gelecektir The French Connection‘a diye düşünüyorum. Çünkü o sene En İyi Film dalında iddialı diğer iki filmden biri The Last Picture Show, diğeri ise Stanley Kubrick‘in başyapıtı A Clockwork Orange idi. Hala sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak gösterilen A Clockwork Orange‘ın ödülünün The French Connection tarafından elinden alınması klasik bir Oscar şoku olsa da William Friedkin‘in bu polisiyesini izleyince insan Akademi’nin olağandışı bir seçim yaptığını düşünmeden edemiyor.
The Exorcist ve The French Connection gibi iki başarılı filmden sonra son yıllarda Rules of Engagement‘dan The Hunted‘a birbirinden vasat işlere imza atan William Friedkin belki tek atımlık kurşun gibi gözükebilir. Ama sırf filmdeki o hızlı tünel sahnesi ve finali için bile Friedkin bu ödülü hak ediyor. Kubrick ile bir kıyaslama içerisine sokmayacağım tabiki de. Yalnız The French Connection‘ı izleyen birinin bu filme kayıtsız kalabileceğini düşünmüyorum. Tüm karamsar havasına rağmen sonuçta karşımızda 70ler’de polis filmlerini tekrardan dirilten önemli bir yapım bulunuyor.
Marsilyalı bir iş adamının uyuşturucu işini çökertmek için canını dişine takan polis Popeye Doyle’u merkezine yerleştiriyor film. Hikaye bu iki adam üzerinde ilerlese de hem filmin senaristi Ernest Tidyman (filmi Robin Moore‘un kitabından uyarlamış), hem de Oscarlı yönetmen William Friedkin Manhattan-Brooklyn arasındaki uçurumu güzel cümlelerle ifade ediyor. Hatta bana kalırsa The French Connection‘ın en iyi sahnelerinden biri de Charnier’in şaşalı bir restoranda yemek yerken, polis müfettişi dışarıda soğukta yere döktüğü için tadının berbat olduğunun farkına vardığımız kahveye mahkumdur.
Gene Hackman‘ın ilk Oscar’ını almasını sağlayan “Popeye” Jimmy Doyle performansı olağanüstü. Filmin finalindeki kararlılık ve kendi doğrularını olan bağlılığı Hackman‘ın gözlerinden okunuyor. Ve tabi hızlı tren sahnesindeki tüm mimikleriyle de bu ödülü almayı hak ettiği kesin. Roy Scheider‘ın Oscar’a aday olan performansı haricinde Fernando Rey‘in canlandırdığı filmin kilit karakteri Chantier de seyirlik.
İzlemek için gereğinden fazla ertelediğimi düşündüğüm The French Connection için görüşüm türünün diğer örneklerinden çok daha farklı ve çok daha iyi olduğu. Oscar tarihinde bu kadar karamsar bir finali galiba bir tek No Country for Old Men‘de gördük. Gerçi son yıllarda Akademi’nin karamsar seçimleri giderek artmakta. Ama The French Connection‘ın bu kadar değerli olmasının en büyük sebeplerinden biri de bu bence. Kesinlikle izlenmeli.
[A-]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Gene Hackman)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Roy Scheider)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi
*En İyi Kurgu
En İyi Ses
Henüz yorum yapılmamış.