Million Dollar Baby

Henüz Oscar tahmini yapmanın ne demek olduğunu bilmediğim, Sinema dergisindeki Oscar tahminleri yazısını muhteşem birşey zannettiğim yıllarda Scorsese ve Eastwood‘un filmleri çarpışmıştı. Bir yanda Hollywood’un altın çağlarını anlatan Howard Hughes’lu masal The Aviator, diğer yanda Clint Eastwood‘un hepimizi gözyaşlarına boğduğu Million Dollar Baby. Ben, nedendir bilinmez, The Aviator‘ın En İyi Film seçileceğini düşünmüştüm tüm gece boyunca. O yüzden Million Dollar Baby‘nin ödül almasına çok şaşırmıştım. Tabi bunu bir kenara atıp nefret ettiğim aktrislerin başında gelen Hilary Swank‘in filmde yer aldığını düşünürsek The Aviator‘ı seçmem normal. Öyle ki Glenn Close, Laura Linney, Julianne Moore, Annette Bening gibi sevdiğim birçok aktrisin Oscarı yokken bu kadının 2 Oscarı olması beni delirtiyor! Hak etti ya da hak etmedi. Benim için Halle Berry ve Sandra Bullock‘la beraber ikinci sınıf aktrisler kategorisinde. Ama Million Dollar Baby öyle bir film ki insanın gözü Hilary Swank görmüyor.
Bir zamanların Dirty Harry‘si Clint Eastwood zannediyorum hayatındaki en doğru kararı yönetmenliğe geçerek almış. Önceleri bende kendisinin pek taraftarı olmamama rağmen şu an her filmini ayrı bir zevkle, ayrı bir hazla izliyorum. Unforgiven, Mystic River, Gran Torino, Letters from Iwo Jima… Bunlar herkesin elinden çıkabilecek filmler değil. Özellikle Gran Torino‘nun benim için tüm zamanlarda en iyi 10 film arasında olduğunu söyleyebilirim. Million Dollar Baby ise basit bir dövüş filmi olarak değerlendirilmemeli. Çünkü Eastwood her işinde olduğu gibi sihirli değeneğini bu filme de dokundurup harikalar yaratmış.
O dönem daha yeni yetme, televizyondan gelen bir yazar olan Paul Haggis, Crash henüz patlamamışken, Eastwood‘la birlikte çalışarak F.X. Toole‘un hikayelerinden Million Dollar Baby‘nin senaryosunu ortaya çıkarmış. İzbe bir spor salonu yöneten Frankie Dunn adında yaşlı bir boks antrenörü filmin merkezinde duruyor. Onun en yakın arkadaşı Eddie ise tüm hikayeyi ve Frankie’nin ruh hallerini sürekli olarak bize aktarıyor. Million Dollar Baby‘nin asıl olarak başladığı nokta ise defalarca reddetmesine rağmen ısrarla Frankie tarafından çalıştırılmak isteyen Maggie Fitzgerald adındaki karakter. Zaten Maggie’nin başından geçenler tüm film boyunca (hatta ilk sahnesindeki eti eve götürüp yemesi bile) boğazımızı düğümlüyor, gözlerimizi yaşlandırıyor.
Clint Eastwood‘un yönetmenliğin yanı sıra harika bir performans çıkardığı da kaçınılmaz bir gerçek. Artık aktörlüğü bırakmış olan ustanın bugüne kadar oyunculuğuyla ödül almaması büyük bir ayıp. Benim tahammül edemediğim Hilary Swank ise ikinci kez Oscar aldığı performansında gayet iyi. Lakin o sene Being Julia‘yı da izlemiştim ve hala Bening‘in bu ödülü daha fazla hak ettiğini düşünüyorum. Morgan Freeman‘a geç kalmış bir kariyer Oscar’ı getiren filmin oyuncu kadrosu bu kadarla sınırlı değil tabi. Danger Barch karakteriyle kesinlikle filmin en iyi işlerinden birine imza atan Jay Baruchel, Frankie’nin her gün iğnelediği peder karakterini canlandıran Brian F. O’Byrne, kısa bir zaman içerisinde Oscar’a aday olacağından emin olduğum Anthony Mackie ve Melissa Leo gibi bir gün Akademi tarafından fark edileceğine inandığım Margo Martindale kadrodan gözüme çarpan diğer isimler.
Million Dollar Baby kuşkusuz 2000ler’in en iyi filmlerinden biri. Ben bundan bir 50 yıl sonra da hikayeyi anlatış biçimindeki ustalığı ve güçlü bir kalem tarafından yazıldığı belli olan karakterleriyle hiç eskimeyeceğine eminim.
[A+]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Clint Eastwood)
*En İyi Kadın Oyuncu (Hilary Swank)
*En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Morgan Freeman)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
Henüz yorum yapılmamış.