Ben-Hur

Umuyorum yaklaşık 2 haftadır bir şekilde devam ettirdiğim zamanlanmış yazılar uygulamamızdan memnun kalmışsınızdır. Lakin artık bilgisayarın başında, İstanbul sınırları içerisinde vakit geçirebildiğim için son 3 Oscar Maratonu gününü anında yazılıp yayınlanmış 9 eleştiriyle devam ettireceğiz. Sonrasında 2011 filmleriyle ilgili eleştiriler gelecek. Bayramda 10 günlük ara vereceğiz. Ve dönünce de hemen Emmy tahminlerine başlayacağım. Şimdi isterseniz son 9 eleştirimize başlayalım. Sırasıyla Ben-Hur, No Country for Old Men, Oliver!, Mutiny on the Bounty, Patton, Around the World in 80 Days, The Departed, The Deer Hunter ve The Hurt Locker. Sonra da Oscar Maratonu’nun “Film” ayağı bitiyor.

Akademi tarihinin 11 Oscar alan üç filminden birisi Ben-Hur. Aynı zamanda 11 ödül alan ilk film. 38 yıl boyunca kırılamamış bir rekorun sahibi. Ama izlemek için doğru zamanı kollamam gerekti. Çünkü 3,5 saat süren bu başyapıtı bölerek izlemek istemedim. Oscar Maratonu’nun fazlasıyla sonuna yaklaşmışken Ben-Hur‘u izleme vakti de geldi çattı.

Ben-Hur esasen İsa üzerine bir hikaye diye tasarlanıp daha sonrasında çığrından çıkan bir gövde gösterisi. Messala ve Ben-Hur adındaki iki çocukluk arkadaşının belirli sebepler yüzünden düşman olmasını, sonrasında da intikam mücadelesini anlatıyor. Film tam anlamıyla gayler için yaratılmış diyebiliriz. Hem de İsa hakkında olmasına rağmen. Öyle ki film için yazılan alternatif finallerden birinde Ben-Hur ile Messala’nın homoseksüel ilişkisinin varlığını ispatlayacak şekilde bir sahne varmış. Tabi bunun yerine daha farklı bir seçim yapılmış. Ama zaten biraz dikkat ederseniz bu ikili arasındaki cinsel tansiyonu hissetmemek mümkün değil. Ki tam bir gay cenneti film. Yarı çıplak erkekler ve kusursuz Charlton Heston figürü unutulacak gibi değil.

Tarihin en efsane yönetmenlerinden William Wyler, Roman Holiday, The Best Years of Our Lives, Funny Girl, Mrs. Miniver, Wuthering Heights, Jezebel gibi sayısız klasiğe imza atmış bir isim. Ben-Hur ise bence içlerinde en göz boyamak isteyeni. Evet, film hakikaten iyi ve kendini izletiyor. Ama sözde Hz. İsa hakkında olan bir hikaye bu kadar nasıl dallandırıldı çok merak ediyorum.

Karl Tunberg‘in senaryosu bence filmin en büyük noksanı. Çünkü tıpkı Gone with the Wind gibi birden fazla malzeme çıkarabilecek alt başlığa sahip. İsa’dan köleliğe, intikamdan cüzzama kadar bir sürü hikaye bulabilmeniz mümkün.

Charlton Heston‘ın başarılı performansının haricinde Stephen Boyd da onun “gizli aşk”ı Messala olarak gayet iyi. Özellikle 40lar ve tabi 50ler ile 60lar’ın başında aşırı teatral portreleri ödüllendiren Akademi burada da Hugh Griffith‘e Oscar vermekten geri kalmamış. Ben-Hur‘un ailesi olarak karşımıza çıkan Martha Scott ve Cathy O’Donnell‘dan çok filmin aktrislerinden Haya Harareet‘in rolünü sevdim ben. Ve tabi Jack Hawkins… Onun da adını saymadan olmaz.

Özetle Ben-Hur‘un pek çok yönden başarılı bir film olduğunu söyleyebiliriz. Ama eğer bu film 11 ödül aldıysa bir; Hz. İsa hakkındaki iki sahnesi yüzünden. O dönem bu fazlasıyla cüretkar bir işti sonuçta. İkincisi ise yine o döneme göre oldukça ileri teknoloji sayılan devasa prodüksiyonu yüzünden. Gerçekten iyi, ama 11 ödül düşündürücü.

[A-]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Charlton Heston)
*En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Hugh Griffith)
En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi – Renkli
*En İyi Kurgu
*En İyi Sanat Yönetimi – Renkli
*En İyi Kostüm Tasarımı – Renkli
*En İyi Ses
*En İyi Efekt – Görsel ve Ses
*En İyi Müzik – Drama/Komedi

, , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s