No Country for Old Men
Hiç bir zaman sevmediğim bir filmi sevdim ya da haz etmediğim bir yönetmene favorim demedim. Hilary Swank mi? Nefret ediyorum. Kariyerinde alabildiği iki düzgün rol için de Oscar almasını kabul etmek dahi istemiyorum. Halle Berry mi? Şişirilmiş bir aktris. Yeteneksiz olmasının dışında iyi film seçmek gibi bir özelliği de yok. Johnny Depp mi? Sürekli aynı şeyi oynuyor: Manyaklar. Onun dışına çıktığında da ilgi çekmiyor zaten. Sivrilikse sivrilik, patavatsızlıksa patavatsızlık. Dünyada hiç bir kuvvet iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz Charlotte Gainsbourg‘un bir aktris olduğunu da kabul ettiremez bana. O yüzden Coen Kardeşler konusunda da sabit fikirliyim. Ya da “sabit fikirliydim”. Burn After Reading ve A Serious Man için kariyerlerini harcamama kararı aldım. True Grit ile başladığım onları tanıma serim No Country for Old Men, Fargo, The Big Lebowski ile devam edecek.
Coen Kardeşler‘in Akademi tarafından en çok sevilmiş filmi No Country for Old Men hala tartışmalara yol açmakta. Kimi There Will Be Blood fanatikleri (ben de bu gruba dahilim) Paul Thomas Anderson‘ın filminini Oscar’ı almasını gerektiğini düşünüyor. Kimileri ise bu kadar kötümser ve karanlık bir filmin Oscar almasından şikayetçi olduğunu dile getiriyor. Ama kabul edelim No Country for Old Men artık daha doğru seçimler yapmasını beklediğimiz Akademi’nin yeni imajı için oldukça ideal bir film. The King’s Speech mutluluğundansa, Coen Kardeşler‘in çılgın dünyasını tercih ederim.
Yine bu iki deli adam tarafından Cormac McCarthy‘nin romanından uyarlanmış film. McCarthy‘nin de nasıl bir kalemi olduğunu artık aşağı yukarı biliyorsunuzdur. All the Pretty Horses, Outer Dark, The Road, The Sunset Limited… No Country for Old Men ise şiddetin kol gezdirdiği bir yerde çölün ortasında 2 milyon dolara yakın para bulan bir adamın hikayesiyle başlıyor. Daha sonra bu adamın peşine Anton Chigurh adında sinemanın en iyi psikopatlarından bir katil takılıyor. Chigurh da bir süre sonra bu para için değil sadece canı insanları öldürmek istediği için kendi kendine bir kanun adamı haline dönüşüyor.
Hani “enteresan” dediğimiz, kafanızı allak bullak edenler filmler vardır ya Fight Club gibi. İşte No Country for Old Men o filmlerden ama bu sefer anlayabiliyoruz. Üstelik Fight Club‘u dünyanın yarısı anlamamasına rağmen başyapıt ilan ediyor, burada böyle bir durum da yok!
Javier Bardem‘in Oscarlı akıl almaz Anton Chigurh performansı her türlü ödülü ve takdiri hak ediyor. Ama ben filmin gözden kaçırılan adamı Josh Brolin ve onun eşi olarak izlediğimiz Kelly Macdonald‘a da dikkat çekmek istiyorum. Bu ikilinin çıkardığı iş de Chigurh kadar etkileyici olmasa da gayet iyi oyuncular olmaları sebebiyle kesinlikle başarılı. Tommy Lee Jones‘u kanun adamı olarak izlemekten bıkmış biri olarak buradaki şerif rolüne pek sesimi çıkarmayacağım. Yalnız Woody Harrelson‘ın gerçek hayattaki karakteriyle de birebir ölçüşen Carson Wells yorumu hoşuma gitti.
No Country for Old Men izlemesi ve hazmı zor bir film. Ama kafanızı kurcalamak için uğraşmayıp sonuna kadar şiddeti huzurunuza sunuyor. Ben belli bir yorum, mesaj hissedemesem de aradan birkaç cümle yakalamanız mümkün. Sırf Roger Deakins‘in gözlere şenlik görüntü yönetimi için bile izlenmeli.
[A]
Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Javier Bardem)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Ses
En İyi Ses Efekti
the departed hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum