Midnight in Paris

Okuyucularımda bugüne kadar yarattığım en büyük hayal kırıklığı Woody Allen‘in kariyerinin en iyilerinden biri olarak görülen Annie Hall‘u beğenmememdi sanırım. Hala kafamda filmle ilgili pek çok soru işareti var ve beğenmek için kendimi delice zorlasam da bir türlü Annie Hall‘un o özgün yapısına kendimi kaptıramıyorum. Lakin son dönem filmlerinden Match Point, Vicky Cristina Barcelona ve Whatever Works‘le aram hiç de fena değil. Bana kalırsa Woody Allen, New York’un dışına çıkarak hayatındaki en güzel kararlardan birini aldı. Tamamen Paris odaklı Midnight in Paris de bu kararın doğruluğunu ispatlıyor. Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Paris’i hayal kurmaya düşkün bir yazarın gözünden anlatan Allen, kariyerinin en iyi işlerinden birine imza atmış orası kesin.

Woody Allen‘ın hem yazıp hem de yönettiği Midnight in Paris, arka planına kondurduğu harikulade Paris görüntüleriyle (ki bu görüntüler tarihi yerlerden tutun da alelade sokaklara kadar geniş bir yelpaze içeriyor) tıkanmış bir yazarın hikayesini sunuyor bize. Gil adındaki bu karakterin yine Woody Allen‘ın alter egolarından biri olduğu kesin. Kültürlü ama nişanlısının elitist arkadaşına katlanamayan bir adam. Yazdığı romanda bile bir nevi hayallerini resmediyor. Hatıra eşyaları satan antika dükkanı gibi bir yer açmak isteyen birini anlatıyor romanında. Nişanlısıyla da evliliğe yaklaştıkça aralarındaki uçurumu zamanla fark eden Gil’in asıl hikayesi ise Paris sokaklarında geizinirken bir anda kendini 1920ler’in Paris’inde bulmasıyla başlıyor.

Zelda ve F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway, Pablo Picasso, Gertrude Stein, Salvador Dali gibi o dönemin en önemli artistleriyle bir bir tanışıyoruz filmin içerisinde. Her tanışma bölümünde de bir kat daha büyülenip, Paris’in altın çağının gerçekten de 1920ler olduğuna inandırıyoruz kendimizi. Olağanüstü bir senaryo, olağanüstü bir yönetmenlik. Herhalde bu yıl listelerimi yaparken Midnight in Paris‘in adını sıkça tekrarlayacağım, çünkü ben bu filme aşık oldum!

Woody Allen‘ın bu filminin bir diğer güzelliği de kamera karşısında birbirinden ünlü oyuncuların olması. Sırayla başlamak gerekirse… Owen Wilson filmin merkezindeki Gil karakterini canlandırıyor ama Midnight in Paris‘de bana göre tek noksan kısım da bu. Owen Wilson‘ın artık alay konusu olan konuşma tarzı ve insanı düşündüren oyunculuk yeteneği böylesine bir filmde böylesine önemli bir karakter için seçilmesine anlam verememenize sebep olabilir. Wilson‘ın nişanlısı olarak karşımıza çıkan Rachel McAdams‘ın da pek taraftarı değilim açıkçası. Ama ikisi haricinde herkesden memnunum denilebilir. Günümüzdeki Paris’in karakterlerinden Michael Sheen bana kalırsa oldukça başarılı. Her Woody Allen filminde karşımızda çıkan o sahte entellektüel adamı canlandırmış. Sarkozy‘nin karısı Carla Bruni de kısacık rolüyle Midnight in Paris ekibine fazlasıyla uyum sağlamış. Tabi bir de Nina Arianda var. Win Win‘den hatırladığım bu bayanın bir gün başrol kapabileceğine inanmasam da çok güzel yan karakterlerde izleyeceğimize eminim. Hors de Prix‘nin Jean’ı Gad Elmaleh‘nin de adını anmayı unutmayalım. Kısacık da olsa onu görmek güzeldi.

1920ler’e gittiğimizde ise küçük dilinize yutmanıza sebep olabilecek isimler var. Mesela Kathy BatesHarry’s Law‘daki rolüyle Emmy’ye aday olan Bates‘in bu adaylığına anlam verememiş olsam da beyazperdede onu izlemek her zaman keyifli olmuştur. Adrien Brody de küçücük rolüyle bence filme çok yakışmış. Üstelik gerçek hayattaki karakterinin o esprili ifadelerini de görmüş olduk gibi hissettim. Güzeller güzeli ve bugüne kadar neden hiç fark etmedik dediğim Oscarlı harika Marion Cotillard ise yine döktürmüş. Cotillard‘ın La Vie en Rose‘den beri tek bir rolünde bile çuvallamamış olması hayret verici. Nine gibi bir filmde bile parlamayı başardı. Peki bu kadar mı? Hayır. Bir önceki Thor yazımda Tom Hiddleston‘a dikkat demiştim ve kendisi bu filmde de var. Hala dikkat demeye devam ediyorum. Hiddleston‘ın adını sıkça duyacağız eminim. Milk‘den hatırlayabileceğiniz Alison Pill de dikkat çeken isimler arasında. Bu arada Jay Baruchel ile nişanlı olduğunu biliyor muydunuz? Neyse. Bir de ben son olarak filmin en başarılı oyuncusu Corey Stoll‘a dikkat çekmek istiyorum. Birkaç yerde Oscar’a aday olma şansı olduğundan bahsedilmiş ama keşke… Bence Stoll, Midnight in Paris‘de kesinlikle sahne çalıyor ve bu ödül sezonunda bir yerlerde isminin anılmasını sonuna kadar hak ediyor. Canlandırdığı Ernest Hemingway karakterindeki başarısı ilgi çekici.

Görüldüğü üzere ben Midnight in Paris‘i fazlasıyla beğendim. Tek sıkıntım Owen Wilson ve final. İksine de gerek yoktu diyorum ama bu filme nasıl bir alternatif olurdu onu da bilmiyorum. Kesinlikle izlemelisiniz!

[A]

, , , , , , , , , , , , ,

Bir Yorum “Midnight in Paris”

  1. Uygar
    Ocak 28, 2012 7:47 pm #

    Bence The Artist ve Hugo’dan sonra bu yılın en iyi filmi Woody Allen yine yapmış yapacağını ama dediğiniz gibi Owen Wilson bu role olmamış ama düşünüm düşündüm ondan başka da uygun biri bulamadım,belki yaşlanmasaydı Billy Crystal cuk diye otururdu role.Woody Allen’ın kalemi mükemmel bu filmde En iyi Özgün Senaryo direk buraya gitmeli bence.Marion Cotillard’ın güzelliği de 10 numara.Güzel bir eleştiri yapmışsınız tebrikler

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s