A Better Life
Henüz Oscar iddiası büyük olan filmlerin çoğunu izleyemedik ne yazık ki. The Artist, Midnight in Paris ve The Tree of Life dışında Türkiye’ye uğrayanların sayısı az. Ama Kasım’da The Ides of March ile başlayarak Aralık ve Ocak aylarında epeyce film gösterime girecek Türkiye’de. Bildiğim kadarıyla Extremely Loud and Incredibly Close ve J. Edgar haricinde Oscar töreni sonrasına kalan bir film yok vizyon tarihi olarak. Tabi internette bir şekilde ulaşırız gibi geliyor bana ama belli olmaz tabi. 2 sene evvel ne A Single Man, ne de The Last Station vardı ortalıkta. Colin Firth‘in performansından habersiz izlemiştik Akademi Ödülleri’ni. Ama çemkirmenin alemi yok. Henüz çok erken. Şimdilik Oscar iddiası oldukça küçük olan yalnız sezon boyunca eleştirmen ödüllerinde adını duyabileceğimiz bir filmle, A Better Life‘la devam edelim.
A Better Life aslında sinemada fazlasıyla işlenmiş bir konuya, “göçmen” olmaya el atıyor. Daha önce Enemies: A Love Story ile Oscar’a aday olmuş Roger L. Simon‘ın hikayesinden Eric Eason tarafından senaryolaştırılan film Carlos adında bir babanın, Amerika’da görünmez bir hayat yaşayarak verdiği mücadeleyi ve bu mücadele içerisinde oğlunu da elinden kaybetmemeye çalışmasını anlatmakta. Senaryonun içerisinde hem Carlos’un “görünmez” olmaya dair mecburi sessiz yakarışlarını, hem baba-oğul ilişkisini, hem de göçmenlikle ilgili genel geçer de olsa birkaç nokta görmek mümkün.
Kariyerine baktığınızda About a Boy, The Golden Compass ve The Twilight Saga: New Moon gibi filmler görmeniz sebebiyle A Better Life‘ın yönetmeni Chris Weitz‘in buradaki varlığını sorgulamadım değil. Direk anaakım sinemaya hizmet eden bir yönetmenin, A Better Life gibi bağımsız sayılabilecek bir işte karşımıza çıkması hakikaten garip. Yalnız Weitz‘in kamerasını da hissetmiyor değilsiniz. Çünkü A Better Life konu ve kadro itibariyle bizi şaşırtsa da daha çok bir televizyon filmi, dizi havasında. Yalnız bu hava filmin samimiyetinden bir şey götürmemiş. Belki tüm detayları iyi işlenmemiş olsa da A Better Life sağlam temeller atıp, seyirciyi perdeye bağlayan bir film olmuş.
Filmin tek Oscar şansı olan Demian Bichir oldukça kuvvetli performansıyla ödül sezonunda belki Oscar’da olmasa bile birkaç yerde adını duyuracak, ona eminim. Richard Jenkins gibi sessiz sessiz gelip aday olması da mümkün. Zaten The Visitor ile A Better Life‘ın fazlaca ortak noktası mevcut. Yalnız tüm alkışı Bichir‘e gönderirken Jose Julian‘ı da unutmamak gerek. Filmde Carlos’un oğlunu canlandıran Julian, Demian Bichir kadar olmasa da başarılı.
A Better Life‘ın problemi Twilight serisine çalışmış bir yönetmen tarafından yönetilmek değil bana kalırsa. Tek problem bir araba konusunun tüm filme yayılıp, anlatılmak istenilen herşeyin tek bir dinamiğe bağlanmış olması. Belki de asıl olan başarı budur ama tek materyalle çalışmak bana pek cazip gelmedi. Yine de ortada gözlerinizi yaşlandıracak, kalbinize dokunacak, kolay kolay rastlanmayan performanslarla bezenmiş, herşeyden evvel bir baba-oğul hikayesi var. En azından bir deneyin.
[B+]
Henüz yorum yapılmamış.