Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II
Temmuz ayından beri herkes merakla Harry Potter‘ın son filmi hakkında yorumlarımı istedi. Ama ben taşınma ve tatil derken sinemaya gitmeyi unuttum. Ardından internet üzerinde iyi bir kopyasını da bulamadım derken üzerinden 3 ay geçmiş oldu. Dün Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II‘nun iyi bir sürümünü görünce resmen üzerine atladım. Kaşla göz arasında da seyredip, hemen The Oscar Boy’da yorumlamam gerektiğine karar verdim. Şimdi de yıllardır devam eden bu destanın kendimce finalini yazma zamanı.
Henüz ortaokuldayken büyüsüne kapıldığımız J.K. Rowling‘in fantastik serisi Harry Potter benim yaş grubum için çok şey ifade ediyor tabi. Çılgınca bir hayal gücünün ürünü olan bu 7 kitaplık seriyi her kitap çıktığında bir nefeste okuduk. Ne yalan söyleyeyim filmlerinin çekileceğini duyunca da ayrı bir heyecan duymuştum. Lakin özellikle Sorcerer’s Stone ve Chamber of Secrets tüm hevesimi bitirdi. Kitapların ruhunu yaşatamadıkları gibi, basit birer çocuk filmi olmaktan da öteye gidemediler. Yalnız özellikle son birkaç kitabı okurken kafamızda Harry, Ron ve Hermione’yi hep filmin oyuncularıyla hatırladık. Derken serinin üçüncü filmi Prisoner of Azkaban çıktı, ki bence Harry Potter‘ın beyazperde serüveninde en kaliteli filmlerden biriydi. Böylece kaybettiğimiz heyecan geri geldi. Dördüncü film Goblet of Fire hikayesiyle olmasa da görselliğiyle büyüledi. Order of the Phoenix ve Half-Blood Prince ile başlayan Harry’nin daha karanlık dönemi ise finalin ne kadar muhteşem olacağının habercisi gibiydi.
Warner Bros yedinci kitabı bizlere iki film olarak sunacak dendiğinde ise bir başka hayal kırıklığı yaşamıştım. Şimdi fark ediyorum da, galiba bugüne kadar aldıkları en doğru karar olmuş. İçerik açısından oldukça zengin olan Harry Potter and the Deathly Hallows en ince ayrıntısına kadar sunuldu. Tüm seri boyunca pek çok yönetmenin bakış açısını izledik. Alfonso Cuaron kuşkusuz favorimizdi ama David Yates‘in bir yönetmen olarak son iki filmde yarattığı dünyadan hiç de şikayet edemeyeceğim. Tüm teknik harikalarından senaryosuna, hala aklımın almadığı oyuncu kadrosundan müziklerine kadar takdir edilmesi gereken pek çok şey var.
Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II, belki bir film olarak Part I‘dan daha zayıf. Ama burada Harry‘ye veda ediyor olmanın getirdiği bir avantajı var filmin. Üstelik o “19 yıl sonra” kısmı okurken bizleri ağlatmış olsa da filmde tam bir saçmalıktan ibaretti. Benden sadece bir yaş büyük olan Radcliffe‘i ne yaparsanız yapın o yarım yamalak makyajla “baba” olarak yediremezler. Neyse. Konumuz bu değil.
İlk gördüğümüz günden beri aklımızı başımızdan almış olan Hogwarts’ta Harry Potter ile Lord Voldemort’un son karşılaşmasını izledik bu filmde. Senaryo hakkında uzun uzun açıklamalar yapacak değilim. Artık herkes biliyordur diye düşünüyorum. Order of the Phoenix haricinde serinin tüm filmlerini sinemaya uyarlayan Steve Kloves burada da kitabın tüm önemli detaylarını sunmuş. Tabi çılgın Harry fanları kadar hatırlayamasam da neler olduğunu beni tatmin ettiğini söyleyebilirim filmin.
Yukarıda da belirttiğim tüm teknik harikalar (özellikle sanat yönetimi ve görsel efekt) haricinde bence dikkat edilmesi gereken şey kadro. Burada İngiltere’nin en prestijli oyuncularının var olduğunun farkında mısınız? Tek tek isim saymak istemesem de en azından durumu açıklamak için bir kısmını sunmak istiyorum sizlere: Maggie Smith, Ralph Fiennes, Alan Rickman, Gary Oldman, Michael Gambon, Helena Bonham Carter, Julie Walters, John Hurt, Jim Broadbent, Miriam Margolyes, Gemma Jones, Emma Thompson, Robbie Coltrane… Aklınız alıyor mu? Ben hem Part I‘da hem bu son filmde hep kadronun büyüsü altındaydım. Kısacık sahnelerine rağmen sıfır egoyla bu filmde yer alan tüm bu oyunculara ayrı ayrı hayran kaldım. Bu isimler kolay kolay bir araya gelecek isimler değil. Belki Harry Potter serisinin harikalığı da bir araya geliyor. Burada İngiliz sinemasının geldiği son noktayı da görme şansı buluyoruz. Hem teknolojik olarak, hem de oyuncularıyla.
Tabi Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Tom Felton gibi bu film sayesinde tanıdığımız ve birlikte büyüdüğümüz oyuncuları da saymak lazım. Şimdi herkesin gözü onların üzerinde olacak. Çünkü asıl maraton şimdi başlıyor. Sekiz filmden sonra özellikle filmin üç önemli oyuncusunun kariyerlerinde ne gibi seçimler yapacağı merak konusu.
Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II için söylenebilecek çok söz var tabiki de. Ne kadar yazsak boş. Tek başına bir film olarak ele aldığınızda elbetteki kusurlar bulabilirsiniz. Ama bu bir veda. En son The Lord of the Rings bittiğinde böyle bir hüzün yaşayıp filmin finalinde ağladığımı hatırlıyorum. Harry’yi, Hermione’yi, Ron’u, Voldemort’u, Snape’i ve tabiki de Profesör McGonagall’ı özleyeceğiz. Umuyorum sinema tarihi böyle hüzünlü vedalardan daha çok görür. Bunlara ihtiyacımız var.
[A-]
Resmen İngiliz milli takımı..Yok böyle bir şey..Bir Kristin Scott Thomas eksik.. :D
Ben de epilog bölmünü çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama rezalet de değildi.Ya da bilmiyorum Peron Dokuz Üç Çeyrek yazısı ve Hedwig’s Theme yetti bana.Onun haricinde her sahnenin gayet iyi olduğunu düşünüyorum.Özellikle Gringotss sahneleri kusursuzdu..Hala daha Yates’e küfür edenleri görüyorum.Saçmalıyorlar bence..Bu arada Maggie Smith ve Alan Rickman aklımı başımdan aldı.Keşke rolleri biraz daha uzun olsaydı da en azından Bafta’da bir adaylık alsalardı..
Bundan sonraki Oscar Sohbetleri’nde filmin adaylık şanslarından da bi bahseder misiniz :) Teşekkürler.
Seninde dediğin gibi “Ne kadar yazsak boş.” İlk filmden son filme kadar iyisiyle kötüsüyle kaliteli seriler arasındaki yerini aldığını düşünüyorum…Filmin en büyük güzelliği muhteşem kadrosu…Her bir oyuncu rolünün hakkını fazlasıyla vermişti…Alan Rickman ın oyunculuğu ve yeteneği bile filmi başlı başına izlettirmeye yeterken bir de saydığın tüm oyuncular filmin güzelliğini göstermek için yeterli…
Filmin tek kötü yanı 19 yıl sonrasının inandırıcılığın sıfır olması :(
Böylesine mükemmel kadroyla dolu olan bir film neden oscar’da aday olamıyor saçma değil mi ?
Ayrıca filmin kamera arkasıdır şudur budur izledim her şeyi teknik dallarda sinema tarihinin en iyileri arasında görüyorum yanlış mıyım ? senin görüşüne katılıyorum ayrıca son olarakta bu film asla kötü değil :)(aksine en iyi fantastik filmlerden biri ilk defa bu filmde ağladığımı hatırlıyorum)
Ayrıca alınma ama ev taşımak kaç gün sürer yahu 2 ay tüm türkiye geneli vizyondaydı 3 saatini ayıracaksın alt tarafı :)