Margin Call
Kevin Spacey‘yi çok sevenlerden biri değilim ne yalan söyleyeyim. Belki American Beauty‘yi rötarlı da olsa izlemeseydim hala benim için kıyıda köşede kalmış bir aktör olacaktı. Gerçi 2 Oscar’ı olan ender oyunculardan. Küçümsememek lazım. Ama dediğim gibi işte çok sevemiyorum. Son iki yıldır Spacey‘nin bir şekilde kendini tekrardan ispatlama çabasında olduğu filmler izliyoruz. Önce Father of Invention geldi. Filmin kısa sürede bir hiç olduğu anlaşıldı ve kenara attı. Ardından Casino Jack‘i izledik ki bu filmdeki rolüyle Spacey Altın Küre adayı oldu. Bana göre ikisi de kötü filmlerdi. Spacey‘yi daha çok sevmemize değil daha çok sıkılmamıza sebep oldular. Ama kabul edin ne olur, 90lar’dan beri Kevin Spacey iyi film çekmiyor. Kariyerinde son yıllarda yaptığı en akıllı seçim Moon‘da bilgisayarı seslendirmekti. Son 10 yıla baktığınızda K-PAX haricinde halkdan iyi tepki almış tek bir filmi bile yok! Margin Call ise bu kara talihi değiştirecek film gibi gözükse de tamamen bir Kevin Spacey filmi olmaması yüzünden daha farklı sonuçlar doğuracağa benziyor. Yalnız yazıya başlamadan söyleyeyim, Margin Call beklediğimden çok çok daha iyi bir film.
İlk uzun metrajlı işiyle karşımıza çıkan J.C. Chandor‘ın senaryosu kısaca özetlemek gerekirse finansal bir kriz sırasında bir firmada yaşanan 24 saati anlatıyor. Basit bir iş hayatı filmi izlenimi verip ardından ekonomi ve dünyada olup bitenle ilgili mesajlar veren Margin Call belki de yılın en iyi işlerinden biri. Oscar Sohbetleri yazıma gelen bir eleştiride filmin In the Loop‘u anımsattığını söylenmiş. Ben de aynı hissi yaşadım. Hatta Up in the Air ile In the Loop karışımı dedim kendi kendime. Ki iki filmi de ne kadar beğendiğimi söylememe gerek yok zannediyorum.
Senaryoyu yazmak haricinde ayrıca filmin yönetmenliğini de üstlenen J.C. Chandor üstün kalite bir iş çıkarmış ortaya. Ben neden Margin Call‘un bu kadar yabana atıldığını anlamadım. Gerçi filmi bütünüyle ele aldığınızda kendini ispatlayacakları kadar vakti olmayan kalabalık oyuncu kadrosuyla ilgili problemler yok değil. Toplu performans olarak ele aldığınızda çılgınca iyi bir şeyle karşılaşsanız da tekil olarak düşündüğünüzde “Mükemmel oynamış.” diyebileceğiniz biri yok.
Kevin Spacey başroldeki isim, ama hiç aldanmayın. Hepsinin ekran süreleri neredeyse aynı. Başrollerde yer alan genç isimlerden Zachary Quinto ve Penn Badgley‘yi daha çok gördüğümüzü söylemek mümkün. Quinto oldukça iyi bir iş çıkarmış. Penn Badgley muhteşem değil tabiki de. Gossip Girl izleyicisi kendisinin nasıl yetenek yoksunu bir aktör olduğunu iyi bilir. Yalnız ilginç bir şekilde Badgley bu kadronun içerisinde sırıtmamış ve uyum sağlamış. İnsanını tüylerini ürpertici nitelikte iticiliğe sahip olan Simon Baker ve Demi Moore “Neden bunlar kadroda?” diye düşündürtse de diğerleri için görmezden geliyorsunuz. Ama hepsinin arasında özellikle Paul Bettany ve oynadığı her filmde döktüren Jeremy Irons‘ın isimlerini anmak da yarar var. Bettany‘nin de bir ödül töreni tarafından keşfedileceği rollerini bekliyorum. Son olarak kısacık da olsa gözüken Mary McDonnell ve varlığıyla yüzümüzde hoş bir tebessüm yaratan Stanley Tucci‘yi de ekleyelim.
Margin Call tam anlamıyla çarpıcı diyemediğim bir film. Zaten notumu da mükemmel olacakken ifade edemediğim “o şey”in yokluğunun filmi öne çıkaramamasından kırdım. Ama dediğim gibi beklediğimin çok çok üzerinde, oldukça iyi bir film. Umuyorum senaryosuyla ya da toplu performans olarak bir yerlerde adaylığını görürüz. Lütfen izleyin.
[A-]
tüm film boyunca söylediğiniz gibi çok karakterli bir şekilde bir olay üzerinden giderken son dakikaları tek kişinin üzerine yoğunlaştırması bence ekşi bir tad bıraktı. kevin spacey hiçbir zaman başrol olmamıştı ki onun hikayesiyle sonlandırılsın.