Oscar’a Doğru: Yabancı Filmler Part II
Ekim ayının son haftasında başlattığım ve şimdi ikincisini okuyacağınız Oscar’a Doğru: Yabancı Filmler serisi hakkında sizlerden pek bir şey duyamadım ne yazık ki. Ama ben ilginizi çektiğini umut ederek ikincisini yazıyorum. Bu yıl için belirlenen 63 aday adayından ulaşabildiklerimi izleyip yorumlamaya çalışıyorum, bilmeyenler için hemen söyleyelim. Tabiki de her birine ulaşmak çok zor ama en azından 63′den 20′sine göz atabilsek bile bize yeter. Yazıya başlamadan önce tekrardan öncekilerin de adresini verelim. Türkiye için burayı; Almanya, İsveç, Kolombiya, Hollanda ve İran için de yorumlarımı burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. Şimdi geçelim sıradakilere…
BELÇİKA: Bullhead (Rundskop)
Şu ana kadar izlediğim aday adayları arasında belki de en farklı ama aynı zamanda da en tahmin edilebilir olanı Belçika’nınkiydi. Hayvan ticaretinin içerisindeki kirli oyunlardan tutun da, sorunlu bir çocukluk geçirmiş olan bir adamın hikayesine kadar herşey var. Masumiyetin kayboluşu, suç ve ceza, kader, “insan” olmak… Bullhead‘in değindiği o kadar çok nokta var ki. Özellikle sırtını Jacky karakterini canlandıran Matthias Schoenaerts‘in performansını dayayan Bullhead dediğim gibi izlediklerim için de çok farklı. Kesinlikle karanlık filmlerin zirvede olduğu bir yıl geçiriyoruz. Henüz mutlu olabilmeyi başaran bir tek The Artist var bu yıl, ki o da En İyi Film ödülüne koşuyor. Ama ben zannetmiyorum ki Belçika’nın aday adayından daha karamsar bir film olsun. Lakin tüm bunların yanında film o kadar çok şeyi bir araya koymuş ki hikayenin içerisinde boğulur gibi hissettim ben. Özellikle yarısından sonra insana kasvet çöktüren atmosfer filmden tamamen kopmanıza sebep oluyor, ki zaten doğru düzgün her filmi izlemeyen Akademi üyelerini düşünürsek Bullhead‘in bir şansı olduğuna inanmak da pek mümkün değil.
[B]
BREZİLYA: Elite Squad: The Enemy Within (Tropa de Elite 2 – O Inimigo Agora É Outro)
Jose Padilha‘nın 2007 tarihli Elite Squad filmi kendi çapında bir fenomene dönüşmüş 90lar’ın sonundaki Brezilya’nın durumunu anlatırken tepki de toplamıştı. Ama film özellikle kendi ülkesinde gişede büyük bir başarı yakaladı. Şimdi ilk filmden 4 yıl sonra Elite Squad 2, Brezilya’nın Oscar aday adayı olarak karşımızda. İzledikten sonra böyle bir film ülkemizde yapılsa kimler hapse girer, kaç ay bunu konuşuruz diye düşünmeden etmedim değil. Elite Squad 2 özellikle Brezilya’daki düşünce özgürlüğünün varlığını bana çok güzel ifade etmiş oldu. Çünkü film tamamen bir özeleştiri. Hatta Brezilya’da süregelen uyuşturucu ticaretiyle ilgili çok büyük cümleleri olan, hatta sınırını tanımayıp polis teşkilatından hükümete kadar herkesi eleştiren oldukça başarılı bir yapım. Üstelik tüm o aksiyon havasının yanında çok da iyi performanslar izliyoruz. Elite Squad: The Enemy Within‘de beni tek rahatsız eden şey savaşçı bir ruhu anlatayım derken tamamen maskülen hatları olan bir filmin ortaya çıkması. Açıkçası ben bu tarz filmlerdeki testosteron kokusundan fena halde sıkıldım. Onun haricinde söyleyecek tek bir sözüm dahi yok. Eğer kısa listeye girerse şaşırmam.
[B+]
NORVEÇ: Happy, Happy (Sykt lykkelig)
İzlemesi oldukça keyifli, oyuncularının her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine inandığım, yılın kaçırılmaması gereken filmlerinden biri Happy, Happy. Üstelik pek çok eleştirmen de filmin Oscar şansı olduğunu onaylıyor. Konuya gelirsek… Happy, Happy basitçe sorunlu bir evliliği olan Kaja’nın yeni komşuları ve komşularının dünyasında yarattığı değişikliklere odaklanıyor. Çok sıradan gözükmesine rağmen, yukarıda da belirttiğim gibi, karamsar filmlerin sayıca fazla olduğu bir yılda kesinlikle dikkat çekiyor. Agnes Kittelsen, Henrik Rafaelsen, Joachim Rafaelsen ve bundan sonra daha dikkatli takip edeceğim Maibritt Saerens‘in performansları göz dolduruyor. Ve bence Happy, Happy yakın zamanda Hollywood uyarlamasını izleyebileceğimiz filmlerden. Ki tüm bu keyfin yanında Norveç’in aday adayının en problemli kısmının senaryo olduğu da su götürmez bir gerçek. Özellikle finale doğru “Neden?” sorusunu sorduğunuz, konunun bütünlüğünü bozan pek çok olay gerçekleşmesi mümkün.
[B+]
ROMANYA: Morgen
İstanbul’da figüran olarak seçilip Bükreş’e giden, Diyarbakırlı kebapçı Yılmaz Yalçın‘ın başrollerden birini canlandırdığı Morgen, Romanya’nın aday adayı. Ve bilin bakalım konu ne? Tabiki de Avrupa’da çek çek bitmeyen, her seferinde daha da sıkıcı bir hal alan yasadışı göçmenler! Hiç kusura bakmayın ama tiyatroda mülteci hikayelerinden nasıl sıkıldıysam, Avrupa sinemasında da (daha doğrusu Avrupa’nın kıyıda köşede kalmış ülkelerinin sineması) göçmen hikayelerinden bıktım usandım. Morgen o filmlerden bir diğeri. Üstelik taş üstüne taş koyduğu da yok. Saatlerce aynı cümleleri tekrarlayan ve her seferinde etkileyiciliğini daha da yitiren Behran bir yanda, Romanca mı yoksa Macarca mı konuştuğunu bir türlü çözemediğim ve kesinlikle kulağa oldukça tekdüze gelen lisanının yanına oyunculuk vasfı da ekleyememiş Nelu diğer yanda. Çok sıradan. Şansı olduğunu hiç düşünmüyorum. Kısa listenin yanından bile geçemez.
[C]
YUNANİSTAN: Attenberg
Geçtiğimiz sene Yabancı Dilde En İyi Film dalına aday olan Dogtooth‘u izlediğimde filmin özellikle senaryosundan çok etkilenmiş ve Yunan sinemasına kesin bir şans tanımam gerektiğini düşünmüştüm. Dogtooth‘un yönetmeni Giorgos Lanthimos‘un bu sefer sadece oyuncu olarak yer aldığı Attenberg ise tüm Yunan sineması aşkımı yerle bir etti. Dogtooth‘da oldukça ön plana çıkan disfonksiyonel ilişkiler Attenberg‘de de aynı şekilde kol geziyor. Ama bu sefer neyi anlatmak istediklerini anlayamadığınız ve metaforların içerisinden bir türlü kurtulamadığınız için Attenberg bir senaryo ziyafeti değil de eziyet oluyor ancak. Filmin daha ilk sahnesinden neyle karşı karşıya olduğunuzu anlasanız da ben Dogtooth‘dan sonra daha sıcak baktığım Yunan sinemasından böyle bir şey beklememiştim. Hayal kırıklığına uğramamın yanı sıra konusu dahi olduğuna inanmadığım Attenberg‘i izlemekten ciddi anlamda sıkıldım. Yine de sınıfta bırakamıyorum, bu da onlara armağanım olsun.
[D]

Filmlerin hiçbirini görmediğimiz ve oyuncular, yönetmenler hakkında pek bir bilgimiz olmadığı için yorum yapmıyoruz sanırım.Ama ilki gibi bunu da büyük bir merakla okudum.Sakın vazgeçmeyin bu diziden…Gayet iyi..Nasıl olduysa Happy Happy var arşivimde..Onu izleyeceğim hemen yorumunuz teşvik edici..
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin aday adayı filmi Beauty (Skoonheid)’ın fragmanını izledim ve çok ilgimi çekti. Eğer bulup izleyebilirseniz bu film hakkındaki yorumunuzu çok merak ediyorum. Sadece fragmanı izlememe rağmen Oscar’a aday olur dediğim bir film bu. Sizde aynı görüşü paylaşır mısınız acaba?
Fragmanı hakikaten ilgi çekici ama şu an adaylık için pek adı geçmiyor. Tabi belli olmaz. Çok sürprizli bir kategori biliyorsunuzki. Eğer bulabilisem izleyip yorum yapacağım.
Bu yılki en güçlü aday İran filmi Bir Ayrılık.Onu en çok zorlayacak filmde Bir Zamanlar Anadoluda.Bu iki filmin ilk beşi garanti.Kolombiya ilk beşe girip sürpriz yapabilir.
Belçikanın Bisikletli çocukla katılsaydı kesin ilk beşe girerdi.ama rundskop seçimine ben bir anlam veremedim.