Drive

Ryan Gosling hakkında daha önce şüphelerim olduğundan The Ides of March yazımda bahsetmiştim. All Good Things ve onun ardından gelen Blue Valentine bana kendini tekrarladığını düşündürmüştü. Şimdi tüm o düşüncelerin üzerinden sadece bir sene geçmesine rağmen Gosling‘i tekrardan Hollywood’un en yetenekli aktörleri arasına koyuyorum. Yakın gelecekte Oscar alacağının da garantisini veriyorum. Bu sene ilk olarak onu Crazy, Stupid, Love‘da izledik. Kabul edelim öyle bir fragman ve insanda merak uyandıran kadrodan çıkan filmi hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Güldük ama kahkaha atamadık. İçimizi ısıttı ama gözümüz yaşlanmadı. Gosling için ise bu film hayranlarına komedide de başarılı olabileceğini kanıtladı. Evet, karakteri çok da komik sahnelere müsaade etmedi filmin belirli bir kısmından sonra ama Carell‘den rol çaldığı anlar bile oldu. Geçtiğimiz hafta gösterime giren The Ides of March ise Ryan Gosling‘in Oscar’a aday olamamasına hayret ettiğim Lars and the Real Girl‘den sonra geri döndüğünün habercisi oldu adeta. Film için hala kafamda soru işaretleri var. Yalnız The Ides of March‘ın Ryan Gosling‘in tek kişilik gösterisi olduğu konusundaki fikrim sabit. Ve şimdi de Drive. Gosling‘in bu sene rol aldığı üçüncü ve son film. Bu arada her filmde oynamış şeklindeki yorumlarınıza da katılmıyorum. Gidip Jessica Chastain‘le uğraşın.
Drive bu yılın “anlayana başyapıt” filmi. Bir Black Swan vakası, yeni bir fenomen. Cannes’dan En İyi Yönetmen ödülüyle dönen film Hollywood’da dublör olarak çalışan bir adamı merkezine alıyor. Sürücümüz aynı zamanda geceleri “getaway driver” olarak çalışıyor, yani işlenen suç sonrası arabayı sürmekden sorumlu bir şöför. James Sallis‘in kitabından The Wings of the Dove sonrası üst üste kötü işlerde çalışan Hossein Amini tarafından uyarlanmış Drive. Ve senaryo üzerine de söylenecek çok söz var.
Bir kere Drive‘da yaratılan anti kahraman filmi çok çekici kılıyor. Burada The Dark Knight benzetmesi yapacağım anlaşılması için. Batman’in kendini sorgulayıp, iyiyle kötü arasındaki yerini belirlerken düştüğü ikilem bana göre The Dark Knight‘ın sevilmesinin başlıca sebeplerinden biriydi. Drive‘da belki o sorgulama kısmına denk gelmeyeceksiniz ama Ryan Gosling‘in canlandırdığı karakter aslında iyilik yapmak isterken içindeki canavarı meydana çıkarıyor. Burada da bir anti kahramandan söz etmeden olmuyor işte.
Ryan Gosling filmde tek kelimeyle harika. Fiziksel özelliklerini bir kez bile ortaya koymadan sadece farklı olarak ilgi çekmeyi başaran bir aktör zaten o. Drive‘daki performansı kariyerinin geldiği noktayı açıkça belli ediyor. An Education‘da aşık olduğum, o günden beri de tek bir performansını kaçırmadığım Carey Mulligan filmde harikalar yaratan oyunculardan biri. Mulligan‘ın Gosling‘in karakteri hakkındaki fikirlerini bir dizi sahne var ki hepsi de anılmayı hak ediyor. Bir tokatla başlayıp asansörde devam eden sekans görülmeye değer.
Filmde Oscar şansı en yüksek olan oyuncu Albert Brooks. Yani en azından öyle söyleniyor. Ben izledikten sonra biraz umutsuzluğa kapıldım çünkü Brooks‘un performansı Akademi’nin radarına takılabilecek kadar gösterişli değil. Lakin gösterişli olmamasına rağmen insanı etkisi altına alıyor. Ron Perlman, Oscar Isaac ve Bryan Cranston haricinde Mad Men‘den Christina Hendricks var Drive‘da. Hendricks‘in hali ne olacak bilemiyorum. I Don’t Know How She Does It yılın açık ara en kötü filmi, Drive ise zirveye oynuyor. Yalnız ikisinde de cidden vasat ve kendisini Mad Men‘de seven biri olarak söylüyorum bunu.
Son olarak filmin yönetmeni Nicolas Winding Refn‘e de değinmek istiyorum. Bazı filmler oyuncu filmi olur, harikulade performanslar izlersiniz, The King’s Speech gibi. Bazı filmler senaryo filmi olur, senaristin zekasına aşık olursunuz, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi. Bazı filmler ise yönetmen filmi olur, yönetmenin vizyonu aklınızı başınızdan alır, Drive gibi. Film hakkında pek çok yorum yapılabilir. Çok da tek tipli yorum bekleyemezsiniz zaten Drive‘ı izleyen izleyiciden. Kimileri için bir başyapıt iken, kimileri zaman kaybı olarak ifade edecektir. Ama ben bu filme vakit ayıran herkesin yönetmeni takdir etmekten kendini alamayacağını düşünüyorum. Kendisinin ilk olarak bu filmini izledim, umarım Drive‘daki başarısı bir son olmaz.
Drive sevilmesi zor bir iş, onu peşinen söyleyeyim. Anaakım sinemasından çok uzakta bir yerlerde, sizi farklı bir bakışa sürükleyecek, kanı oldukça bol bir yapım. Gosling‘in performansına gelirsek… Ben hala The Ides of March‘daki halini buna tercih ediyorum. İzleyin!
[A]
sezondaki bütün filmleri izleyemedim henüz ama Drive benim için izlediklerim arasında bu yılın en iyi filmidir. oyuncular, replik arasındaki boşlukları bile oyunculukla doldurmuşlar.
yönetmenlik harikası bir film(özellikle ilk sahneler).ryan gosling sessiz duran ama görevini yerine getiren bir oyunculuk göstermiş.
şu ana kadar kesinlikle yılın en iyi filmi. ryan gosling ketum karakterleri çok başarılı canlandırıyor bence. Hem de bunu tekrar etmeden yapıyor.
Kesinlikle yılın en iyi filmini izledim,baştan sona bir başyapıttı
Drive filmi benim için hem 2011 in en iyi filmi hemde R. Gosling in “Lars and the Real Girl” filmini unutturacak kadar güzel bir film…
Film baştan sona kadar her anlamda harikaydı…Tabi kabul edilmeli ki herkesin seveceği tür bir film değil ama kullanılan tüm müziklerle sizi büyüleyen bir yanı olduğunu da kabul etmeli…
Ryan ın oyunculuğu bu filmde zirve yapmış durumda…Bir çok sahnede mimikleriyle ön planda olması ve bunun altından başarıyla kalkmış olması bile yeteneğinin kanıtı…Nicolas Winding Refn ise filmin daha da güzelleşmesi için tüm yeteneğini ortaya koymuş…Gerçekten yönetmenlik harikası bir film yaratmayı başarmış.