Hugo

Bu yıl yarışın belirsizliği sebebiyle geçtiğimiz senelerde olduğu gibi eleştiri yazarken “İşte bu film En İyi Film olacak.” diye düşünerek yazamıyorum ne yazık ki. Hala her şey çok belirsiz. Ve ben artık birlikler ödülleri dağıtmaya başladığında da emin olabileceğimizi düşünmemeye başladım. Büyük ihtimalle Aralık ayında dağıtılan eleştirmen ödülleri bir seri The Social Network zaferi örneği sunmayacak. The Artist, The Descendants, War Horse, Moneyball gibi çeşit çeşit filmlerin ismini duyacağımıza eminim. Hugo da biliyorsunuz ki önemli eleştirmen ödüllerinden NBR’ın (National Board of Review) sürprizi oldu. Tam da sürpriz diyemeyiz. Gösterildiğinden beri fazlasıyla olumlu eleştiriler gelmesi sebebiyle zaten bir yerlerde boy göstereceğini biliyorduk. Ama normalde sezonu açan bir ödül olan NBR’ın bu sene yerini NYFCC’ye kaptırmasına rağmen daha kuvvetli bir rüzgar estirebileceğini düşünmemiştik. Ben de normalde bekleyen eleştirilerim olmasına rağmen hazır her şey tazeyken dün izlediğim Hugo‘nun yazısını öne alayım dedim. Buyrun benim Hugo hakkındaki düşüncelerime şimdi:
Fragmanını ilk gördüğüm andan itibaren Hugo için “Scorsese neden böyle bir çocuk filmi yapmış?” diye düşünüp durmuştum. Son yıllarda Gangs of New York‘dan tutun da The Departed‘a, The Aviator‘a kadar oldukça geniş bir yelpazede hep ses getiren işlerle karşımıza çıktı Scorsese. Fragmanında çocuk filmi olduğu sinyalini veren Hugo‘ya şaşırmamın başlıca sebebi de gün geçtikçe daha da geniş içerikli filmler yapan bu adamın neden böyle bir film çektiğini anlayamamamdı.
Ben yine sürprizi bozmayıp size bir şey demeyeceğim ama Hugo kısaca özetlemek gerekirse bir sinema tarihi filmi. Gerisini izleyip siz görün. Büyük ihtimalle filmin imdb ya da başka bir sinema sitesindeki sayfalarını takip eden dikkatli okuyucular neyle karşılaşacaklarının farkındalardır. Yine de ben sürprizi bozmayacağım. Gerçekten de Hugo sıradan bir çocuk filmi değil o kadarını söyleyeyim.
Şimdi isterseniz biraz işin kirli kısmına, eleştirmeye geçelim… Brian Selznick‘in The Invention of Hugo Cabret isimli kitabından The Last Samurai, Gladiator gibi sırf dev prodüksiyonlar olması sebebiyle ilgi çekmiş ama senaryo açısından kafamı duvarlara vurmama sebebi olan filmlerin yazarı John Logan tarafından uyarlanmış Hugo. Evet, söyledim. Hugo ”filmler hakkında bir film” olabilir, Scorsese‘nin olağanüstü bir sanat tasarımıyla sinema tarihine saygı duruşu yaptığı da söylenebilir ama ben Logan‘ın hiç bir zaman sevemediğim üslubunu yine ortaya koyduğu bu senaryoyla Hugo‘ya yılın en iyisi demeye hakikaten zorlanıyorum.
Filmin oyuncu kadrosunda oldukça tanıdık yüzler var. Sacha Baron Cohen, Hugo‘nun en eğlenceli karakterlerinden birine can veriyor. Bulunduğu her sahneyi merakla izliyorsunuz. Emily Mortimer normalde pek taraftarı olmadığım bir aktris olmasına rağmen bana feci halde Marion Cotillard‘ı hatırlatan Fransız aksanıyla şöyle bir gözüküyor. Jude Law ise ne yazık ki beklediğimden de kısa sahnesi olan bir karakterde, Hugo‘nun babası rolünde karşımıza çıkıyor. Oscar tahminlerinde adı geçen Ben Kingsley her ne kadar iyi olsa da ben aday olabilecek bir işçilik göremedim. Helen McCrory ise beni filmde en çok rahatsız edenlerden biriydi. Bana göre gereğinden fazla içli bir kadın yaratmış.
Filme olan katkısını saatlerce tartışabileceğim ve Hugo‘nun ikinci yarıda kafamdan zar zor sildiği çocuk filmi imajını eski yerine iade eden Michael Stuhlbarg ve Harry Potter serisinden hatırlayacağınız Frances de la Tour ile Richard Griffiths haricinde asıl olarak çocuk oyunculara dikkat çekmek istiyorum ben. Hugo‘yu canlandıran Asa Butterfield olağanüstü yetenekli bir çocuk. Daha önce Nanny McPhee Returns ve The Wolfman‘da da oynamış ama ben kendisini ilk kez Hugo‘da izledim, hayran oldum. Chloe Moretz‘e gelirsek. İnsanların bu kızı neden bu kadar abarttığını hakikaten anlamıyorum. Ben Moretz‘in son yıllarda beyazperdede gördüğümüz en antipatik çocuk oyuncu olduğunu düşünüyorum. Ki filmle olan bağlarımı koparan yegane isim de Moretz (eğer senaryoyu saymazsak).
Hugo, Scorsese gibi usta bir yönetmenin bizlere ne denli bir sinema aşığı olduğunu hatırlatıyor. 3D kullanımı konusunda özellikle Paris görüntülerinde bugüne kadar gördüğümüz en iyi işle karşılaşmış olsak da ben bu aşkının filmi kurtardığına inanmıyorum. Sinemayla ilgisi olsun ya da olmasın, ben tüm Melies hikayesinin izleyiciyi etkisi altına alabileceğinden şüpheliyim. Sanat yönetimi ve müziklerini ayakta alkışlıyorum tabi, orası ayrı.
[B]
Hugo, çocuk filmi gibi duruyor, öyle değilmiş, bilgilendirme için sağol. Fim hakkında az çok bilgi sahibi oldum. Bu filmin mesajı nedir? Konusunu öğrendik, mesajı nedir? Mesela, Midnight In Paris şöyle bir mesajı vardı: Hangi dönemde olursan ol, gerçek mutluluk ve huzur senin içindedir.
Dün Hugo’yu izleme fırsatı yakaladım ve tek kelimeyle 3D teknolojisi ile, bu yarı çocuk-yarı yetişkin filmin etkisi altındayım. Harika görsel Paris sunumu, müthiş oyuncu Asa Butterfield insanı en derinden etkilemeyi başarmış. Duygu yüklü ve görsel şölen izlemek isteyenler sakın kaçırmasın…
George MEILES’in bu öyküsüyle büyümüs olarak. O cocugun saskinligini bir yerlerden animsadim :o)
Paris metrosuna yolu düsen Oliver Twist’in kendini insanlardan gizleyen Geroge Meiles’i kesfetme öyküsü :o)
The Ides of March ve Harry Potter’a verdiğin puanlara bakınca B biraz az değil mi sence bu film için.Bir de o kadar güzel yorum yazmışsın gidip B vermişsin.Ben olsam A verirdim.
Bu film de midnight in paris gibi bilgilendirici bir film.En iyi uyarlama senaryoda iddialı filmlerden.Sevimli oyuncu asa butterfield in canladndırdığı karakter filmi çocuk filmi yapmıyor, içimizdeki çocuğu ortaya çıkarıyor sadece.Bu da filmdeki akışı sağlamada baya etkili.Film 3D görüntü falan martin scorsese zaten avatarla başlattı akımı.Faydalı.Güzel.Sevimli.
Düzeltme:Avatara yönetmen Scorsese demişim.Aman saçmalamayalım.James Cameroon tabiki.
Ben de B’nin düşük olduğunu düşünmekteyim.
Diğer filmlerin puanlarına bakarsak çok düşük oluyor