My Week with Marilyn

Yazıya başlamadan evvel My Week with Marilyn‘i nerede izlediğimi merak edenler için hemen açıklama yapalım. İstanbul Film Festivali, İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, Filmekimi bugüne kadar varlığından haberdar olduğum organizasyonlardı. Bu sene tesadüf eseri Randevu İstanbul adında küçük çaplı bir festival olduğunu daha öğrendim ve iyi ki de öğrenmişim! Biletlerin çıkış tarihi ve satış politikası konusunda acemiliğin son sınırlarında dolaşsa da Randevu İstanbul My Week with Marilyn, Coriolanus ve Anonymous gibi ödül sezonunda bir şekilde adının geçeceğine inandığım filmleri barındırması sebebiyle ilgi çekiyor. Perşembe günü de Coriolanus gösterimine katılıp ben bu yıllık Randevu İstanbul kotamı dolduracağım. Ama ilerleyen yıllarda daha dikkatli takip edeceğim kesin. Bakarsınız biletlerin çıkacağı tarih konusunda yalan söylemeyip, diğer salon için de internetten satış yaparlar. Neyse. Biz bu yılın Oscar umutlarından Michelle Williams‘ın efsanevi yıldız Marilyn Monroe‘yu canlandırdığı My Week with Marilyn‘e geçelim.

Marilyn Monroe hayranlığımı umarım biliyorsunuzdur. Sadece sitenin en üst kısmındaki resme bakarak bile bunu anlayabilirsiniz. Yakın zamanda ayrıntılı bir biyografisini de okuduğum için My Week with Marilyn ekstra cazip geldi bana. Mart ayında başlattığımız tahminlerde Michelle Williams‘ın ödülü almasının muhtemel olduğundan bahsetmiştim. Filmi izledikten sonra da Meryl Streep‘in fragmanından dahi anlaşılacağı üzere gözümüze soka soka oynadığı Margaret Thatcher portresi karşısında çok daha büyük bir destekçisi haline geldim Williams‘ın.

Adrian Hodges‘un Colin Clark‘ın anılarını yazdığı kitaptan uyarladığı film Marilyn’in tüm hayatını odaklanmak yerine sadece Clark‘ın şahit olduğu bir kısma, Laurence Olivier ile Marilyn‘in başrollerinde yer aldığı The Prince and the Showgirl‘ün çekildiği bir zaman dilimine yer veriyor. Dönemin ünlü isimlerinden Vivien Leigh, Sybil Thorndike ve tabi bunların yanında Milton Greene, Arthur Miller, Paula Strasberg gibi pek çok şahısla da tanışma şansı yakalıyoruz.

Tıpkı Tom Hooper gibi şöhreti televizyonda yakalayan ve Cranford ile kendince bir üne sahip olan Simon Curtis‘in yönettiği filme basit bir dönem filmi ya da “filmler hakkında bir film” etiketi yapıştırmak haksızlık olur. My Week with Marilyn‘in çok çok iyi yazıldığını iddia edemesem de naif bir aşk hikayesini ve tabi Marilyn Monroe‘nun insanı etkisi altına alan çekimini yansıtmak da inanılmaz derecede başarılı olduğunu düşünüyorum.

Tabi burada bir Marilyn fanı olarak araya girip biraz bilmişlik edeceğim. Genelde hep ahlaksız bir aktris, daha doğrusu porno yıldızıymış gibi algılanan Marilyn Monroe, esasen kötü bir çocukluk geçirmiş ve iyi bir aktris olmak için elinden geleni yapan, büyümekten kaçınan bir kadın sadece. Biyografisini okurken de onun istediği erkeği elde edip, sonra bir anda bırakan bir kadın olmadığını ve hayatta hep yanlış insanlarla karşılaşarak iyice dibe vurduğunu görüyorsunuz. Marilyn aşık olma fikrine aşık, beyazperdede devleşen bir kadın. Onun gibi ekranda gözüktüğü anda tüm ilgiyi üzerine toplayan bir başka aktris hala dünyaya gelmedi ve belki gelmeyecek de. İşte tüm bu Marilyn-kolikliğimin karşısında Michelle Williams tarafından hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum. Ama sanırım şu an yılın en iyi kadın oyuncu performansıyla karşı karşıyayız. Korkularım yersizmiş.

Michelle Williams bu sene Oscar’ı almalı! Daha Meryl Streep‘i izlemiş değiliz tabi. Bunun için bir ay daha bekleyeceğiz. Yalnız ben tüm Meryl fanlarını karşıma alıp artık sırf Oscar almak için rol seçen bu kadının kazanmasını istemediğimi söyleyeceğim. Tabi belki yanılırım, bilemiyorum. Bakarsınız The Iron Lady‘de Streep‘e aşık olabilirim. Fakat hiç bir zaman gösterişli ve abartılı performansları sevmedim. O yüzden de Marilyn‘i sadelikle birleştirip seyirciyi büyüleyen Michelle Williams‘ın Oscar’ı alması gerektiğini düşünüyorum.

Filmin geri kalan oyuncu kadrosuna gelirsek… Bugüne kadar hep İngiliz sinemasının ikinci Laurence Olivier‘i dediğim Kenneth Branagh, Olivier‘ı canlandırmış. Bu yıl oldukça başarılı işlerle karşılaştığımız yardımcı erkek oyuncu kategorisinin nitelikli performanslarından bir diğerine şahit oluyoruz. Vivien Leigh olmaya hiç mi hiç yakıştıramadığım Julia Ormond bana göre filmin en zayıf halkası. Tabi beğenenler yok değil. Judi Dench‘in de biliyorsunuz ki sezon başında aday olabileceğini düşünüyorduk. Ama Dench bildiği sularda yüzüyor. Her daim mükemmel olsa da ondan görmediğimiz pek bir şey yok filmde. Colin Clark‘ı canlandıran Eddie Redmayne‘i de fena bulmadım. Onun şanssızlığı Michelle Williams ile karşı karşıya oynaması. Williams tıpkı Marilyn gibi bulunduğu her karede tüm dikkatleri üzerine topladığından etrafındaki diğer oyuncuları izlemeyi unutuyorsunuz.

Harry Potter serisinin yıldızı Emma Watson küçük bir rolle karşımızdaydı. Yalnız ben hikayenin en gereksiz karakterlerinden birini canlandırdığını düşündüğüm için Watson‘ın varlığından pek hoşlanmadım. Dougray Scott, Toby Jones, Derek Jacobi… Artık daha büyük prodüksiyonlarda yer alıp fark edilmesini istediğim Dominic Cooper ve Marilyn‘den sonra en çok dikkat çeken karakterlerden birine can veren Zoë Wanamaker öne çıkan diğer isimler.

My Week with Marilyn bu sene iyiden iyiye devler ligine dönüşen yarışta kendine En İyi Film dalında yer bulamaz, buna eminim. Filmi çok çok beğenmeme rağmen verilecek tepkileri de az çok kestirebiliyorum. Ama ben Viola Davis, Glenn Close, Elizabeth Olsen ve Tilda Swinton gibi bu yılın en iddialı aktrislerini izlemiş biri olarak Michelle Williams‘dan daha üstün bir oyun göremiyorum aralarında. Geçen sene Natalie Portman‘a nasıl bağlandıysam, Williams‘a da öyle kapılmış durumdayım şu anda. Şubat’a kadar sabredip, filmi vizyona girdiğinde yakalayın. Marilyn Monroe için…

[A-]

, , , , , , , , , , , , , ,

7 Yorum “My Week with Marilyn”

  1. yavuz ekin
    Aralık 20, 2011 12:19 am #

    Umur en başta izleme şansı buldugun icin sana imrendim desem yalan olmaz. Bu konuda da seni tebrik ederim. vakit ayırıp emek veriyorsun.

    Ancak merly streep’i izlesende önyargılı olduğun için ödülü m.willams ın kazanmasını istiyorsun bu çok bariz belli. Yine de her zaman dediğim gibi m.streep daha iyiyse umarım iyi olan kazanır. Her iki performansı izlemediğim için bu hak ediyor diyemiyorum.

    Geçen yıl sen black swan dan çok, Annette bening e bağlanmıstın gibi geliyor ki natalie nin performansı ile annette i bir arada bile düşünemiyordum kıyas olarak. M.williams a nedense ısınamadım ( sen nasıl hilary swank ve halle berry e sinir oluyorsan). Gecen yıl aday olduğu Blue valentine rolünde de pek sevememiştim.

    Umarım hak eden kazanır. Sırası gelen veya aa bu ödül aldı yeter mantıgıyla hareket edilmez..

  2. TigerBlood
    Şubat 24, 2012 7:01 pm #

    Filmi yeni izleyebildim,dolayısıyla şu an Michelle’in büyüsü içindeyim.
    Harika bir performans sergilemiş,hatta açıkça söyleyebilirim ki yılın en iyi oyuncu performansını sergilemiş.
    Geçen sene Natalie Portman nasıl ödülü aldıysa bu sene Michelle’in ödülü alması gerekiyor.
    Filmi izlerken beni kendimden geçirdi, Kenneth Branagh da çok güzel bir kompozisyon çiziyor.

    Eddie Redmayne da elinden geleni yapmış,Umurun da söylediği gibi karşısında Michelle varken daha fazlasını yapamazdı.Michelle içinde bulunduğu tüm karelerde izleyicinin dikkatini çeken isim olmuş,tıpkı Marilyn gibi.
    Yönetmen Simon Curtis de gayet iyi,film bekleneni fazlasıyla yansıtıyor.
    Filmi izlerken Colin Clark’ı kıskanmadım da değil,çok şanslı bir adammış.

    My Week With Marilyn Michelle’in harika performansıyla yılın en iyilerinden.Marilyn Monroe’ya farklı gözle bakmanızı sağlayacak bir yapım,izleyin.

  3. TigerBlood
    Şubat 24, 2012 7:19 pm #

    The Prince and the Showgirl filmini en kısa sürede izlemek istiyorum.
    Marilyn Monroe bu filmden 5 sene sonra öldü.Colin Clark anılarını yazmak için neden 1995 yılına kadar beklemiştir merak ediyorum.

  4. shifty
    Şubat 24, 2012 8:28 pm #

    oldukça iyi bir film ve çok iyi performanslar olduğunu düşünüyorum bu filmde. ama sanırım benim için de meryl streep bir adım önde (ki ben hiçbir zaman streep fanı olmamışımdır). hatta elim deymişken bir liste yapayım :D

    1-meryl streep
    2-michael williams
    3-viola davis
    4-glenn close
    5-rooney mara (ben bu listeye almazdım bile) (glenn close’u da almazdım :))

  5. Yavuz EKİN
    Şubat 24, 2012 9:46 pm #

    Filmi oscar ödüllerine 2 gün kala izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki marilyn in önüne gelene öpücük veren,cüretkar, dengesiz, kendine güveni konusunda sürekli kendini sorgulayan biri oldugunu görmek oldukça şaşırttı beni.

    Michelle in performansı güzel tabi ki. Bu sene oscar ı merly alamayacak ise michelle in kazanması taraftarıyım. böylece gelecek yıllarda oscar icin biraz sırasını savmış olur. ama özellikle de su esek .ötüne benzeyen agzıyla giderek antipati duydugum viola gerizekalısı kazanmaz. O performansla yerleri silmesi lazım..

    • shifty
      Şubat 24, 2012 10:35 pm #

      terbiyeni takın bence

    • Yavuz EKİN
      Şubat 26, 2012 12:47 am #

      pardon shifty yaran mı var sana birsey demedim ??

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s