A Cat in Paris

Akademi, Kasım ayında animasyon kategorisi için 16 filmlik aday adayı listesini açıkladığından beri Pixar’ın bu sene yarıştaki eksikliğinden olacak, 2011 animasyonlarının çok da iyi olmadığı konuşuluyor. Oscarlar 2009 ve 2010′da 10 adaylık En İyi Film dalına geçiş yapınca Up ile Toy Story 3 gibi iki animasyonu görme şansı yakalamıştık. Bir daha bu fırsat ne zaman elimize geçer bilemiyorum. Hele ki yeni kuralları düşünürsek. Ama eski kurallar dahi olsaydı bu sene hiç bir animasyon ilk 10′a giremezdi sanıyorum. The Smurfs‘ün yeteri kadar anime görülmemesi sebebiyle çıkarıldığı listede şu an Rango yarışı önde götürüyor. The Adventures of Tintin kabul edilmesi halinde (malum CGI teknolojisi diskalifiye olmasına sebep olabilir) Rango‘nun en büyük rakibi olacak. Ben bir de bu yılın sürprizi olarak Chico & Rita‘nın adını da ekleyeceğim. Fazla seyirciye ulaşmadığı için hala adını çok yerde duyamıyoruz ama ben ilk beşe gireceğine kesin gözüyle bakıyorum. Neyse efendim. Şimdi o 18 animasyon içerisinden izlediğim 11. animasyona geçelim isterseniz. A Cat in Paris…
Orijinal adı Une vie de chat olan A Cat in Paris bir suç, polisiye filmi esasen. Üç farklı hikaye tek bir noktada kesişiyor. Bir yanda kocası Victor Costa tarafından öldürülen bir kadın ve kızı. Bir yanda küçük kızın kedisiyle geceleri Paris’in altını üstüne getiren bir hırsız. Diğer yanda ise sanat eserlerini çalan deli bir gangster, Victor Costa.
Fransız yapımı animasyonu oluşturan ekip hakkında söyleyebileceğim pek bir şey yok ne yazık ki. Çünkü hiç tanımadığım ve daha önce hep kısa animasyonlar çekmiş bir ikili, Jean-Loup Felicioli ve Alain Gagnol var bu ilginç filmin arkasında. İlginç diyorum çünkü A Cat in Paris bu yılın animasyonlarından çok farklı bir yerde duruyor.
Birincisi çoğu yerde klasik hikaye örgüsüne başvurmasına rağmen Une vie de chat, yılın en karanlık işlerinden biri. Sıradan bir çocuk filmi olarak es geçmemek gerek ki zaten bence birkaç klişe seçimi haricinde A Cat in Paris‘e çocuk filmi demek yanlış olur. İkincisi, yaratıcı ekibin kısa animasyon işinden geldiğini çok bariz bir şekilde hissediyorsunuz ki bence bu filmin etkileyiciliğini mahvediyor. Sanki üç farklı kısa animasyon bir araya getirilmiş hissi var. Ve tabi sonuncusu da yine kısa animasyon konusuna bağlı. Artık büyük stüdyolardan çılgınca animasyonlar izlediğimiz için A Cat in Paris her anlamda bağımsız bir tavır sergiliyor.
Sonuçta kötü desen kötü değil, iyi desen iyi değil bir iş var ortada. The Adventures of Tintin ile kefeye koysam birini diğerinden üstün göremem, öyle diyeyim. Meraklısı izlesin.
[B-]
Chico & Rita’nın aday olacağını sanmıyorum. Çok güzel bir filmdi ancak animasyon dalında teknik anlamda da başarı aranıyor sonuçta. Post-modern çizimlerinin oldukça iyi olduğunu düşünmeme rağmen 3d’i filme iyi yediremediklerini ve çok fazla bu yönteme başvurduklarını düşünüyorum.