The Iron Lady

Sonunda geldik herkesin fikrimi merak ettiği filme. The Iron Lady… Tabiki de konuya Meryl Streep‘den başlayacağım, çünkü çoğu insan bu kadınla ne alıp veremediğimi merak ediyorum. Bir problem yok, orası kesin. Meryl‘dan nefret etmiyorum. Ki nefret etsem bile kadının 16 Oscar adaylığı var. 17 de yolda. Peki sorun ne? Ben Meryl Streep‘i samimi bulmuyorum, bu bir. Ödül peşinde koşan herhangi bir aktrise ya da aktöre saygım yok açıkçası. Geçtiğimiz sene Melissa Leo‘nun kendi çektirdiği “Consider…” fotoğraflarını görünce ne hissediyorsam, Meryl Streep her sene abartılı biyografilerle karşımıza çıkınca da aynı şeyleri hissediyorum. İkincisi, ben abartılı portreleri pek sevmiyorum. Bana inandırıcı gelmiyor. Ve son olarak üç… Maggie Smith ve Judi Dench‘in var olduğu bir dünyada Streep‘i yaşayan en iyi oyuncu olarak göremiyorum. İyi oyuncuların en popüleri demek daha doğru olur. Tabi tüm bunlara rağmen saygım sonsuz. Mesela aday olduğu (hatta ödül aldığı) filmler arasında Sophie’s Choice, Julie & Julia, Out of Africa‘daki performansları beni hiç etkilemezken The Deer Hunter, Kramer vs. Kramer, Doubt insanda hayranlık uyandırıyor. Doubt‘a olan bağımlılığım da beni direkt tek bir düşünceye itiyor: Eğer bu kadın Doubt ile Oscar’ı almadıysa ancak Doubt‘ın üzerine çıkarsa yıllardır peşinde koşturduğu üçüncü Oscar’ına kavuşabilir. The Iron Lady o film mi? Hemen konuşalım…

The Iron Lady‘nin yönetmeni 3 sene evvel Mamma Mia! adındaki rezaletle beyazperde serüvenine başlayan Phyllida Lloyd. Filmin hayranları da vardır elbet, çok da bir şey söylememek lazım. Ama ben Mamma Mia!‘nın vasat bir film olduğunu düşünmüşümdür hep. Biraz çocuk filmi formülü, biraz senaryo kazası, biraz ABBA sıkıcılığı… Hepsi bir araya gelince yılın felaketlerinden biri olmuştu. O yüzden de The Iron Lady‘nin Lloyd tarafından yönetildiğini öğrendiğim ilk gün beklentilerimi sıfıra indirmeyi başardım.

Şimdi oturup da çok yorumlayabileceğim bir konu değil ne yazık ki. Benim yaşım sebebiyle pek de iyi tanımadığım, Birleşik Krallık’ın ilk kadın başkanı Margaret Thatcher anlatılıyor. Nam-ı diğer demir leydi… Tabi insan bir izleyici olarak filmden bir tarih dersi almak istiyor. Yalnız hemen söyleyelim, Thatcher’ı pek tanımayan birinin The Iron Lady‘nin alabileceği tek bilgi Soğuk Savaş’ı sonlandırmış olması, o kadar. Bu benim için filmin sınıfta kalmasının başlıca sebeplerinden.

Şu aralar televizyonda The Hour isimli proje için çalışmakta olan Abi Morgan filmin senaristi. Bu yıl Shame de Morgan‘ın kaleminden çıktı. Ben izlemedim ama mükemmel yorumlar almakta özellikle senaryosu. O yüzden insan ikisi aynı kadın mı diye düşünmeden edemiyor. Çünkü ben The Iron Lady‘de kurguyla beraber iyice felakete dönüşmüş bir hikaye izledim. Geçtim Thatcher’la ilgili bir şeyler anlatmayı, bana göre The Iron Lady yaşlı bir kadının dramından başka bir şey değildi. Nereden tutarsanız tutun, olur yanı yok.

Bu yıl Tyrannosaur‘da aklımı başımdan alan Olivia Colman‘ı makyajının arkasaından tanımak epey güç oldu. Kendisinin burada daha iyi olduğunu iddia edenlerin nasıl bir bakış açısına sahip olduklarıyla ilgili ise hiç bir fikrim yok. Jim Broadbent, Thatcher’ın eşi Dennis’i canlandırmakta. Filmin ve ana karakterimizin üzerindeki etkileri çok büyük. Ben Iris‘dekinin bir benzeri mi çıkacak diyordum ama Broadbent sanırım biraz sönük kalmış. Game of Thrones sayesinde hayatımıza giren Iain Glen, Harry Lloyd ve Streep‘e fazlasıyla benzeyen Alexandra Roach dikkat çeken diğer isimler.

Gelelim asıl mevzuya, yani Meryl Streep‘e… Çok açıkça söyleyeceğim, delice makyaj yapılmış, Thatcher’ın yaşlılığını canlandırdığı sahneler haricinde hiçbir esprisi yok performansının. Hatta senaryonun sırf Meryl‘ı öne çıkarmak için yazılmış diyaloglarıyla bazen iyice The Iron Lady‘den uzaklaşıyorsunuz. Bu arada hazır yeri gelmişken filmin makyaj konusunda çok çok başarılı olduğunu belirtmekte de yarar var. Streep‘in son yıllarda iyice abartılı mimiklere kaçtığı performansları düşünülürse bence bu makyaj onun hayrına olmuş. Oscar alır mı sorusuna cevap veremeyeceğim ne yazık ki. Akademi’yle zevklerimizin yüzde yüz uyuştuğu söylenemez. Ama kendi yılsonu listelerimde Streep‘i ilk beşe koyabileceğimi zannetmiyorum. Eğer Thatcher‘ı bir kenara atıp sırf o makyajla sıfırdan bir karakter yaratacaksınız ayrı.

The Iron Lady tıpkı Albert Nobbs gibi iyi, ama abartıldığı kadar da mükemmel olmayan performanslarla dolu bir film. Dilerim Meryl ilerleyen yıllarda Doubt gibi bir başka film çeker de baştan aşağı iyi diyebileceğimiz bir filmle ödülüne kavuşur.

[C+]

, , , , , , , ,

8 Yorum “The Iron Lady”

  1. cansu
    Ocak 15, 2012 6:51 pm #

    Meryl Streep’in performansları bütün filmlerin de o kadar yüksek ki artık insanlar ona bir şey diyebilmek için yine Meryl ile kıyaslıyorlar.Açıkçası yazdığınıza katılmıyorum son dönemde ne kadar çok duysam da oscara oynuyor lafını , Bence sadece onun mükemmellik düzeyindeki oyunculuğu , insanın sinirini bozduğundan bu eleştriler .Kadının bir sene içinde yaptığı işlerden hepside süper denilemezse bütün vasat filmlerinde bile parlıyor.Bir de şöyle birşey var , önüne böyle bir rol geldiğinde de ” yok ben oynamam ” diyemez insan bunu diyebilecek bir oyuncuda yok bence , şimdiye 7 tane falan Oscar alması lazımdı!! hele sandra bullock gibi bir kişi Oscar aldıysa kimsede bir şey demediyse el insaf yani kadına bu kdr yüklenmek..

    • onur
      Ocak 15, 2012 8:27 pm #

      kısa ve net katılıyorum

  2. Yavuz EKİN
    Ocak 16, 2012 5:19 pm #

    Ben zaten umurtaşın izlese bile merly e ödülü hak etmeyeceğini söyleyecegini biliyordum ki Golden Globes ta aldıgı ödülle her ne kadar oscarı çok etkilemese de, viola davis in oscar alacak kadar bir performans göremedigim icin merly streep kazansın diyorum.

  3. Sonat
    Ocak 16, 2012 11:26 pm #

    Meryl Streep, Katharine Hepburn ile birlikte tarihin en iyisidir. Kim ne derse desin bunu değiştiremez. Nerede anket yaparsanız yapın Meryl Streep ya birinci ya da ikinci çıkar.

    1987′de Ironweed ile hak ediyordu, vermediler
    2006′da The Devil Wears Prada ile hak ediyordu, vermediler

    Herkes 2006′da Helen Mirren vardı diyecek biliyorum. Helen Mirren zaten bir İngiliz. Sizce öyle bir rolü canlandırması çokmu zordu.

    2008′de Doubt ile hak ediyordu, vermediler
    2009′da Julie & Julia ile hak ediyordu, vermediler

    Bu senede hak ediyor. Ama bence yine alamayacak. Ödül yine bir genç aktrise, Michelle Williams’a gidecek. Michelle Williams’ta tabiki alelade bir kişiyi değil, Marilyn Monroe efsanesini canlandırıyor. Akademi bunu dikkate alacaktır.

    Sophie’s Choice, Ironweed, Death Becomes Her, The Devil Wears Prada, Doubt, Julie & Julia ve The Iron Lady.
    Bu filmlerin hepsinde ayrı bir aksan var. Mimiklerini söylememe gerek bile yok.

    Mesela herkesin yere göğe sığdıramadığı Helen Mirren hiçbir zaman o çirkin İngiliz aksanından kurtulamayacak.

    Meryl Streep 18,19,20. adaylığına kadar gider belki de daha öteye. Varsın vermesinler Oscar’ı. Bu onun tarihin en iyi iki aktrisinden biri olduğu gerçeğini değiştirmez. Ayrıca hep biyografi yapsın. Gerçekten yaşamış bir kişiyi canlandırmak her yiğidin harcı değildir.

    Meryl’de o harç var.

    • Sonat
      Ocak 16, 2012 11:38 pm #

      Ayrıca cansu’nun dediğinede katılıyorum. Önüne böyle bir rol gelmiş. Tabiki de kabul edecek ve büyük bir ustalıkla işini yapacak.

      Buna Oscar’a oynuyor demek, hem kendisine, hem de yaptığı işlere saygısızlıktır, insafsızlıktır.

  4. Yavuz EKİN
    Ocak 17, 2012 11:12 pm #

    Katherine Hepburn un aldıgı yıllarda yasasaydı merly streep sanırım 10 tane oscarı olurdu galiba. Bence bu sene kazanmalı, yeter artık. Bokunu cıkardılar iyice vermeye vermeye.Bunu tartısmak bile yersiz gibi geliyor. M.Williams marilyn i canlandırdıysa merly streep te Theatcher ı canlandırdıgı ıcın ıkısıde bıyografik bir filmde yer almıs oluyorlar.

    • Umur Çağın Taş
      Ocak 17, 2012 11:17 pm #

      Bence Michelle’le Meryl’ı biyografi diye kategorizi edip karşılaştırmak çok büyük bir haksızlık. Michelle Williams zaten Marilyn Monroe’yu aynen beyazperdeye aktarmadığı için eleştiriliyor. Tabi bu herkesin hoşuna gitmeyebilir ama Michelle’in benim büyük hayranlık duyduğum Marilyn’e kattığı yorum çok hoşuma gitti. Meryl Streep ise düpedüz Thatcher’ı taklit ediyor. İşte ayırt edilmesini istediğim şey bu. Gerçi bu benim bakış açım ama Doubt ile verilmemiş bir Oscar’ın Julie & Julia ya da The Iron Lady gibi vasat filmlerle Meryl’a verilmesini hiç mi hiç desteklemiyorum. Viola Davis’i tercih ederim. Ama kazanırsa da kazanır. Sonuçta bahsettiğimiz kadın alelade bir aktris değil, Meryl Streep. Son yıllarda abartılsa da kariyerinde sayısız iyi performans var.

  5. Yavuz EKİN
    Ocak 18, 2012 6:40 pm #

    Umurtaş, biyografik filmlerin oscar için albenisi olsa da risk taşıdığı gercek. Mesela, Hilary Swank amelia earhart ı oynadıgı filmde senaryonun da azizligine ugrayarak bekleneni verememisti. O yüzden ateşten gömlek gibi bir yerde bu tip roller.

    Michelle’nin performansını izleyemedim hala. Ancak biyografik filmlerde genellikle istenileni tam olarak veremeyince belki de senin de belirtmiş oldugun elestiri kısmı başlıyor. Filme yorum katmak tıpkı müzikte kişinin şarkıya kattıgı nagmeye benzer. Eğer bunu ustalıkla yapamazsan maalesef başarısız olabiliyorsun. Taklit diyerek küçümsedigin performansı acaba thatcher’ı düpedüz yasatabildigi icin mi ilginç bulmuyorsun anlayamadım doğrusu.

    Neyse, umarım iyi olan kazanır.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s