Extremely Loud & Incredibly Close

2011′in filmlerini yavaştan bitiriyoruz artık farkındaysanız. Zaten emin olun Oscar’dan sonra artık yeni şeyler izlemeye başlamak isteyecek ve birkaç güne kalmadan 2011 için yaptığımız muhabbetleri de unutacaksanız. Ki zaten ben adaylar açıklandığından beri geçtiğimiz yıla olan ilgimi kaybetmiş durumdayım. Belki Oscar Boy Ödülleri’nin adaylarını açıkladığımda oylamayla beraber tekrardan çene çalabilirim. Konumuza geri dönersek… Evet, 2011 filmleri artık tükenme sınırına yaklaştı. Merak ettiklerim arasında J. Edgar ve Young Adult‘dan başka bir film yok. Konuyu Extremely Loud & Incredibly Close‘a getirmek istiyorum asıl. Amerika’da yıl sonunda gösterime giren ve eleştirmenlerden genel olarak kötü tepkiler alan filmle ilgili çok şey yazıp çizildi. Stephen Daldry‘nin düşüş yaşadığı da söylendi, filmin duygu sömürüsü olduğu da, hiçbir ödüle aday olamadığı için Akademi’nin ilgilenmeyeceği de… Peki ne oldu? Extremely Loud & Incredibly Close hem En İyi Film, hem de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı alarak hepimizi şaşırttı. Filmi sonunda izlemiş biri olarak ben de kendi yorumumu katmak istiyorum. O yüzden isterseniz hemen başlayalım.

Akademi’nin en sevdiği yönetmenlerden biri olan Stephen Daldry bundan önce çektiği üç filmle de (Billy Elliot, The Hours ve The Reader) Oscar radarına yakalanmıştı. Daldry ile ilgili genel kanı ilk iki filminin çok iyi olduğu, son iki filminin ise hayal kırıklığı yarattığı yönünde. Ben de The Dark Knight‘ın yerini kapan The Reader‘a kızgın olsam da açıkçası film için kötü diyemiyorum. Hatta The Reader‘la ilgili olarak beğendiğim o kadar çok detay var ki şimdi filmi sevmiyorum dersem çok büyük yalan olur.

Daldry‘nin bu son iki filminde kendini fazlasıyla hissettiren bir duygu sömürüsü mevcut. Daha doğrusu insanlar böyle adlandırıyorlar filmlerinin duygusallığını. Lakin bu beni Steven Spielberg‘in War Horse‘u kadar rahatsız eden bir sömürü olmadı. Hatta Extremely Loud & Incredibly Close için çok net bir şekilde yılın en iyilerinden biri diyebilirim. En İyi Film adaylığıyla ilgili hiç sorunum yok. Evet orada olmayı hak eden filmler vardı ama Extremely Loud & Incredibly Close‘a gelene kadar eleştirilmesi gereken rahat 4 film sayabilirim sizlere.

Filme geri dönersek… Extremely Loud & Incredibly Close, Jonathan Safran Foer‘ın aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlandı. Oscarlı senarist Eric Roth‘un uyarladığı hikaye dokuz yaşındaki bir çocuğun etrafında dönüyor. 11 Eylül saldırılarında babasını kaybeden Oskar’ın tesadüf eseri bulduğu bir anahtarın izini sürmesi anlatılmakta. Ve burada Hugo hayranlarını kızdırabilecek olsam da anahtar hikayesinin sıkıcı olmadığını eklemek istiyorum.

Senaryoyla ilgili pek çok şeye laf söylenebilir esasen. Eleştirecek olduktan sonra çok şey var. Ben bile filmi izlemeden önce 11 Eylül’le ilgili başka bir hikaye izlemek istemediğimi tekrarlayıp duruyordum. Yalnız tüm önyargılarıma rağmen Extremely Loud & Incredibly Close beni o kadar etkiledi ki son 20 dakikasını gözyaşları içerisinde geçirdim. Bu yıl içerisinde beni bu kadar hüzünlendiren başka bir yapım olmadı sanırım. Bunun adı duygu sömürüsü mü? Siz ne derseniz o. Ama tekrar tekrar söylediğim gibi, ben filmi beğendim.

Thomas Horn kesinlikle rahatsız edici bir çocuk. Başrolde onun olması bence filmin en büyük kaybı. Alıştığımda filmin yarısı bitmişti. Zaten bu yıl çocuklar ve köpeklerin başrolde olduğu film furyasına henüz anlam verebilmiş değilim. Yalnız Horn yüzünden filmi harcamak da istemiyorum. Usta aktör Max von Sydow benim filmde en çok beğendiğim performansa sahip. Tek bir kelime dahi etmeden bu kadar etkileyici olabilmesi ancak onun yapabileceği bir şeydi sanırım. Beginners‘daki performansıyla ödülü alması beklenen Christopher Plummer‘a kaybedecek olması dehşet verici. Benim pek ısınamadığım ama bu filmde kesinlikle beğendiğim Sandra Bullock ve zaten filmin başında ölen Tom Hanks, Oskar’ın ailesini canlandırıyor. Ayrıca kısa da olsa Viola Davis, Jeffrey Wright, John Goodman gibi tanıdığımız isimler de çıkıyor karşımıza.

Extremely Loud & Incredibly Close‘un Alexandre Desplat imzalı müziklerinden tutun da kurgusuna kadar bence takdiri hak eden pek çok özelliği var. Her sahnesinde boğazınıza bir düğüm yerleştirmesi de cabası. Çok mu iddialı olacak, insanlar filmi izleyince sürüden ayrılan tek ben mi olacağım bilemem ama sırf son 20 dakikası için bile bu puanı verebilirim. Bu yılın en hisli, en duygusal yapımı karşınızda duruyor benden söylemesi.

[A-]

, , , , , , , , , ,

18 Yorum “Extremely Loud & Incredibly Close”

  1. Yavuz EKİN
    Şubat 11, 2012 5:03 pm #

    Yılın sürprizi bu oldu desene umurtaş. Hiç beklemedigin sekılde etkilemıs fılm seni.

    Bu arada benı 2011 yılı ıcerısınde ağlatan hislendiren bir film olmadı diyebilirim. Hani buna en yakın ne vardı diye sorarsan belki descendants hikayesiyle belki başarabilirdi ama maalesef güzelim hikayeyi biraz daha yüzeysel buldugum ıcın iyi bir film olsa da beni aglatamadı.

    Ben henuz ızlemedım ama ızledıkten sonra da umarım aynı fikirde oluruz.

  2. meridyen
    Şubat 11, 2012 7:13 pm #

    Filmi izlemedim ama kitabının çok daha iyi olduğunu garanti edebilirim, bu kadar sevdiysen boş zamanında ona da bi şans verebilirsin :)

  3. pinhan2
    Şubat 12, 2012 1:01 am #

    kitabı ve filmini izlemiş biri olarak söylüyoyorum.. bence yılın en şaşırtan filmi. Aday olmasına sevindim. Genel olarak “A Seperation”dan sonra tamam olmuş diyebileceğim ikinci film. Sanki Sandra Bullock yerine başkası olsaydı dahamı iyi olurdu? Oyunculuk adına pek birşey göremedim. Kitapla uyuşmayan yerleri de müziklerini çok güzel kullandıkları için görmezden geliyorum.

  4. yaxley
    Şubat 12, 2012 12:50 pm #

    Ben şaşımadım açıkçası.Stephen Daldry’i seversin sen..Önyargına rağmen beğeniceğine emindim..Ama şaşırdığım nokta Thomas Horn oldu.Herkes çok beğendi ki fragmanda çok iyi gözüküyor..Şaşırdım gerçekten

  5. shifty
    Şubat 14, 2012 5:53 pm #

    Oldukça kötü bir film.
    En büyük sorunum başroldeki çocuğun karakteri ve oyunculuğu. Kendisi çok zeki olmasına rağmen çok da takıntılı. Oyuncu ise bunun üzerinden kalkamıyor. Özellikle dedesi ile tanıştığı sahne ve dedesinin taksi ile ayrıldığı sahnelerde kurgu anlamında da oyunculuk anlamında da film yerlerde sürükleniyor. Filmin genel hikayesi ise tam bir edebi hayal gücü ürünü ancak sinema diline kesinlikle uymuyor yada iyi uyarlanamamış. Jonathan Safran Foer’in Everything is Illuminated kitabına (filmine de) ve Stephen Daldry’nin önceki tüm filmlerine hayran olmuştum. Bu film ise çok havada kalmış. Karakterlerin yaptıkları şeyleri neden ve nasıl yaptıklarını anlamıyorsunuz. Zaman zaman verilen tepkiler ya çok aşırı yada çok yetersiz. Bunu da ya kötü oyunculuğa yada kötü uyarlamaya bağlıyorum. Max Von Sydow ise çok iyi oynamış. Her zaman hem görüntü anlamında hem de ses anlamındaki karizmaları ile Christopher Plummer ile benzer bulmuşumdur kendisini. Bu sene de ikisi de mükemmel oyunculuklar gösterdiler ancak Plummer kesinlikle daha iyi bir performans gösterdi.
    Bu film, bu sitede Briedsmaids ile en çok abartılan 2 filmden birisi sanıyorum. Ayrıca umuyorum ki birgün bu sitede “çok güzeldi, çok ağladım” yada “yılın en iyi filmlerinden birisi” gibi neden iyi yada kötü olduğunu zerre açıklamayan yorumlardan daha iyilerini görebiliriz

  6. Memento
    Şubat 16, 2012 9:04 pm #

    Filmden sonra kendimi iyice sorgulamaya başladım. Normal birisi sıkıldığı filmi yarıda bırakır, başkasına başlar ya da başlamaz. Daha normal birisi çok çok çok sıkıldığı bir filmi cd-rom’dan çıkarıp çöpe atar. Ya da bilgisayarından siler. Bu filme iki saati vererek hem kendime işkence etmiş oldum, hem de mazoşist olup olmadığımı sorgulamaya başladım. Resmen işkenceydi ve işkence gibi başlayıp devam etmesine rağmen cd-rom’dan çıkarmadım. Nedense bunu yapamıyorum. Neyse en azından filme tam anlamıyla hakimim artık. Öbür türlü sadece sıkıcı olduğunu belirtebilecektim. Şimdi bu filme hayran kalacaklar da olacak, az beğenecekler de. Kitabını bilemem de çoğunluğu sıkacak bir film. Öyle böyle değil. Çok sıkıcıydı. Ama sıkıcı olan her film kötü değildir. Bu kötünün de kötüsü. Stephen Daldry’nin son çektiği The Reader da ara ara sıkmıştı ama klişelerden oluşmasına rağmen o filmi sevmiştim. Bu filmi ise sevemedim.

    Eric Roth Amcamız Benjamin Button’dan sonra tekrar Oscarlık bir film kaleme almış. Ona söyleyebileceğim tek şey biraz da Oscarı amaçlamayan filmler kaleme alması. Luck You’da, Insider’da başarmıştı bunu. Ama son zamanlarda iyice Oscara oynamaya başladı. Benjamin Button’ı da severim ama ne yazık ki vasatı aşamıyor. Bu film de öyle. Öncelikle film boyunca 11 Eylül’e değiniyor. Baştan sona bir çocuğun yaşadığı dram anlatılıyor. Ama 11 Eylül’e öyle bir değiniyor ki filme duygu sömürüsü etiketine yapıştıranlara hak vermemek elde değil. Filmin başlangıcından sonuna kadar çocuğu ağlatırsan duygu sömürüsü etiketini de yemiş olursun, ki Roth’un da bilip bilmeden yaptığı şey budur. Acıtasyon, duygu sömürüsü vs. Roth bununla da yetinmeyip İkinci Dünya Savaşı’na yani Nazizm’in canavarlığına dalıyor. Neyse ki bu Nazizim’le vakit harcamıyor, bir de orada acıtasyon yapmıyor. Roth’un bu senaryosu 11 Eylül’ün politikliğiyle ilgilenmiyor. Bu da bir artı sayılır. Muhtemelen onunla da ilgilenseydi daha kötü bir film olabilirdi. Roth 11 Eylül’den sonra insanların neler yaşadıklarını anlatıyor bu filminde. Özellikle 11 Eylül’deki saldırıların bir çocuğun psikolojisini ne kadar bozabileceğini… Fakat duygu sömürüsünü o kadar çok yapıyor ki (çocuğun mazlum mazlum bakmadığı, sinir krizleri geçirmediği, ağlamadığı sahne yok neredeyse) vermek istediğin mesajların sorgulanmasına neden oluyor. Bu duygu sömürüsünü geçersem Roth yarattığı Oskar karakteriyle (daha doğrusu kitaptan taşıdığı karakterle) filmi daha da sıkıcı olmasına neden oluyor. Şöyle ki: Film boyunca bu Oskar’ı tokatlamak istenebilir. Zeki bir karakter yaratmaya çalışırken ortaya itici bir karakter çıkarmış Roth Emmi. Öte yandan baba karakterini filmde sadece 20 dakika görüyoruz ve normalde hikaye oğluyla babası üzerinden akması gerekirken 11 Eylül üzerinden akıyor. Bu da filme duyulacak sempatiyi ya da bir “babalar ve oğullar” filmi bekleyenlerin beklentilerini düşürebilir. En önemlisi Roth 11 Eylül’e o kadar takılmış ki filmdeki soruları cevaplamayı da unutuyor. Hay aksi!!! Sanırım soruları cevaplamayı unuttuğundan senaryonun finaline düz bir sahne ekliyor ve bitiriyor senaryosunu. Ama olmamış be hafız. Karakterleri de önemsemiyor. Mesela ben şahsen Jeffrey Wright’ın canlandırdığı karakterin anahtarı aldıktan sonra neler bulduğunu merak ettim. Ya da Wright’ın canlandırdığı Bay Black ile onun karısını oynayan Viola Davis’in neden ayrıldıklarını. Ya da Max von Sydow’un canlandırdığı karakterin neler yaşadığını ve gerçekten çocuğun dedesi mi olduğunu. Ya da babanın 11 Eylül’de İkiz Kuleler’de ne haltlar karıştırdığını. E onca karakteri önemsemeyen, soruları yanıtlamayan, sadece “Ah 11 Eylül, vah 11 Eylül” diye sızlanan bir filme ben nasıl A vereyim ya da filme kaliteli diyeyim. Oskar’ın arayışının da hakkının verildiğini söyleyemem. Tıpkı Hugo’daki gibi finalde anahtar o kadar değersizleşiyor ki belki buradan bir şeyler çıkar umutları da yok oluyor. Sırf bu yüzden bile filme vasatı rahatlıkla yapıştırırdım.

    Sözün özü kötü bir film. Yılın en kötülerinden.

  7. Peter Pan
    Şubat 21, 2012 5:09 am #

    Extremely Loud and İncedibly Close…

    Bence tam anlamıyla “muhteşem” bir film olmuş.. Nedenlerine kısmen gelirsek…

    Ne oscarboy’un ne de diğer yorumlara -tam olarak- katılamayacağım. Her oyuncunun ve bilhassa Thomas Horn adlı minyatür yeteneğin oyunculukları tatmin edici olmaktan öte çok başarılı.

    Keşif, bilim, istatistik ve “clue” manyağı iz sürücü ve takıntılı bir çocuktan üstelik 9 yaşında bir çocuktan bahsediyorsunuz ve kafanızdaki imgeyi karşılayamamasından dolayı Thomas Dorn’u yetersiz buluyorsunuz. Bahsettiğim özelliklerdeki imgenizi bir daha kontrol edin, zira bu özelliklere sahip bir imge kafada kolay oluşmaz, biz belki oluşturabildiğimizi sanırız..

    Sömürü falan diyor Amerikan basın ve eleştirmenleri.. Bunu onların işin çok içinde olmalarına ve 11 Eylül filmlerinden kusma noktasına gelmelerine bağlıyorum, zira “sömürü var” diyebileceğim bir doz yok filmde.

    Yan öyküler ve karakterlerin hikayeleri önemli değil. Gerçekten değil. Vallahi değil bak. Çünkü mesele o değil. Parmağa değil, parmağın gösterdiğine bakacaksınkardeşim. Ben de merak ettim, neyi açtı o anahtar diye.. Ama düşününce şöyle, bana ne kardeşim.. Ne oscar’ı (Thomas Horn) ne de beni ilgilendiriyor. Hele ki Miss and Mr Black’in neden ayrıldığı falan.. Offfff… Ne yapacaksın kardeşim, filme ne katkısı var, ne hizmeti var iskelete, öyküye.. Ayrılmışlar işte.. Yani şöyle düşün ki güzel kardeşim; eğer Oscar, Mr. Black’in evden ayrıldığı gün değil de, bir sonraki gün gitse eve, bu ayrılık meselesi filmin yanından bile geçmeyecek.. Bunları sinema ürününü hayatın içine içine sokan detaylardır o kadar. Extra bir sahneyle bu ayrılığın nedenini gösteren film de -çok net söylüyorum- “kötü film” dir. Zira amacı başkadır, “hayattan olanı” anlatmak değildir.

    Bütün bunların paralelinde uyarlama senaryoyu çok beğendim. Önceki işlerindeki gibi iyi bi iş çıkarmış Roth abimiz.

    Evet film feci şekilde duygu yüklü, ben de ağladım. Ama duygu yüklü olduğu için sevmedim. Zekice ve alabildiğine ilgi çekici ve gerçekçi olduğu için sevdim…

    Haaa tek sevmediğim nokta vardı filmde.. Gerçeklik duygusunu azaltan.. O da finaldeki Sandra Bullock’un oğluna “Her gittiğin yere önce ben gittim” muhabbetiydi.. Olmasa daha iyiydi be.. Kitapta varsa var tamam da almak zorunda değilsin be kardeş.. Ha ağlattı mı, ağlattı. Ama Sandra Bullock’un karakterinin böyle bir hamle yapabileceğine dair en ufak bir “clue” görmediğimiz için daha önce, finaldeki böyle bir atak yemiyor pek.. Bu filmin tek kusuru zannımca..

    Bu arada Cümle Cihan Sanat yönetmenliği görsün arkadaş! Taş gibi taş! Renk seçimleri, mekan seçimleri ultra über mükemmel! Uzun zamandır bu kadar iyisini görmemiştim..

    Abartmadan söylüyorum, en iyi film heykelciğini kapsa “neden aldı” demem.

    Benim notum :9.5/10

    Not: Yazıdaki küstahlıkları hem sinema hem de oyunculuk konusunda ülkedeki en sağlam okullardan aldığım lisans diplomalarına borçluyum.

    • shifty
      Şubat 21, 2012 3:39 pm #

      vay babağn kemiğine… diploman varmış o zaman biz susalım.

    • Peter Pan
      Şubat 21, 2012 7:35 pm #

      susacak bişi yok.. sadece sinema-oyunculuk karşılaştırması açısından belirttim.. Thomas Horn’u elbette antipatik bulabilirsiniz, role uygun olmadığını da düşünebilirsiniz, hatta hiç mi hiç beğenmeyebilirsiniz..

      Ama “kötü oynamış” demek başka bişiydir, “bence kötü oynamış” demek başka bişiydir..

      “rol yapıyor” “kötü oynamış” denirse ben de bölesi bir performansı savunma ihtiyacı hissederim. bu bir bireysel kanı değil, genel yargı belirtir.

      “oyuncu üstünden kalkamamış demek başka” “bence üstünden kalkamamış” demek başka

      öyle dersen sen kimsin derler adama…

      onu için yazdım onu.. yoksa elbette herkes beğenmeyebilir.. kimse beğenmek zorunda değil.. en muhteşem performansı bile beğenmeyebilirsiniz.. buna sapına kadar herkesin hakkı var.. ama lütfen önüne “bence” ekleyin..

      öbürü çok iddialı olur..

      sonra bunun bu şekilde dememen gerektiği “rasyonel” bir şekilde önüne konduğunda da vay babanın kemüğüne falan demeyeceksin.. ülkede “sinema eleştirmenliği” diye bi bölüm açılmadığı ve o bölümü bitirip gelmediğin sürece tabi ki…

      Kaldı ki ben o diploma mevzuunu “senin hakkın yok öyle konuşmaya ama ben konuşurum” gibisinden söylemedim.. kimse bu şekilde “kötü oynamış” “yetersiz” diyemez önüne “bence” eklemeden.. ben dahil..

      Yine not: bu bir “had” hatırlatmak yazısı olmasına rağmen, kendim “küstahlık” olarak tanımladıktan sora, buna rağmen lapin gibi atlayıp “biz susalım” falan demek de bayaaa bi gereksiz.. ben zaten küstahlık demişim kardeşim.. üstüne mum dikmene gerek yok.. ucuz hamleler..

    • shifty
      Şubat 28, 2012 9:07 pm #

      bu kadar heyecanlanmana gerek yok. aldığım eğitimi burada dile getirmeme de gerek. çok uçtun…bak önüne “bence” de koymadım

    • Peter Pan
      Şubat 28, 2012 9:49 pm #

      “vay babağn kemiğine… diploman varmış o zaman biz susalım.”

      “bu kadar heyecanlanmana gerek yok.”

      extra bişi dememe gerek yok.. hepimiz bu lisanı ve tavrı bir yerlerden hatırlıyoruz diil mi? hepimiz metropolde doğmadık, bi kırsal kökenimiz var.. aa bak hemen nasıl çağrışım yaptı. hayatta başarılar.

    • shifty
      Şubat 28, 2012 11:11 pm #

      doğrudur köylüyüm ben

    • shifty
      Şubat 28, 2012 11:19 pm #

      off abi çok iyi eğitim aldım ben göstermeliyim. ben çok biliyorum siz bilmiyorsunuz. ama yorum yapmayın demiyorum önüne “bence” koyun ve kendi dünyanızda takılın. ukalalığımı diplomalarıma borçluyum.

      ben de aldığım eğitim ile seninle sabaha kadar estetik kuramları üzerine konuşabilirim. ukalalık konusunda da gerekirse aşağı kalır yanım olmadığı gibi tiye alındığını farkedecek kadar da ince zekaya sahip olmadığını belirtmeliyim. insanın metropolde doğması da kişiliğine ekstra bir artı eklemediğini de gayet güzel gösterdin.

  8. Erşah
    Şubat 27, 2012 10:14 pm #

    Çok müthiş ve harikulade bir filmmiş gerçekten, aynı senin gibi boğazımın düğümlendiği çok an oldu. Daldry’den bu kadar profesyonel bir film beklemezdim, hemde bu kadar ağır eleştiriler alırken.

    • Erşah
      Şubat 28, 2012 5:39 pm #

      Bu arada film kanlı bıçaklı birbirimize saldıracak kadar sinemaseverleri bölen yapıda, benden söylemesi yeni izleyecekler için.

  9. Peter Pan
    Şubat 28, 2012 11:38 pm #

    önce okuduğunu anlamaya çalış, ben de herkes gibi kırsal kökenliyim. hayatta başarılar

  10. TigerBlood
    Mart 18, 2012 4:03 am #

    Extremely Loud & Incredibly Close beklediğimden çok daha iyi bir film çıktı.Young Adult gibi beklentilerin çok altında kalacak bir film bekliyordum ama öyle olmadı.
    İlk başlarda olay örgüsü çok basit geldi,film böyle ilerlerse bayar diye düşünüyordum,aksine tam tersi oldu,olaylar ilgimi çekmeye başladı.Bunda iki ismin payı büyük;biri Stephen Daldry,diğeri de filmi sürükleyen oyuncu Thomas Horn.
    Thomas Horn o yaştaki bir çocuk için harika oynamış diyebilirim,hatta Hugodaki Asa’dan bile daha iyi oynamış.Eğer onun iyi oyunculuğu olmasaydı ilk yarım saatte film çekilmez hale gelebilirdi.
    Stephen Daldry’yi de tebrik etmek gerek,çok güzel bir film yapmış.Max von Sydow ismini de unutmamak gerek,çok iyiydi,ödülü alsaydı eminim kimse niçin o demezdi.
    11 Eylül konusuna gelirsek,filmin bunu acındırma duygusu ile vermediğine sevindim.Gerekli anlarda o kozu kullanmış Daldry,çok da iyi yampış.

    Extremely Loud & Incredibly Close benim için yılın en iyi 15 yapımı içinde yerini aldı.

  11. TigerBlood
    Mart 18, 2012 1:56 pm #

    Film ile ilgili yapılan eleştirilere bakarsak,aşırı sıkıcı olduğunu söyleyenler var.
    The Tree of Life,Young Adult gibi izleyicileri arada bırakan bir film daha geldi diyebiliriz.Ben filmin sıkıcı olduğunu düşünmüyorum,izleyen kişinin sıkıldığını düşünüyorum,kişiden kişiye değişen bir durum.
    Ben mesela çoğu kişinin sıkıldığı Tinker Tailor Soldier Spy’da sıkılmamıştım bu film gibi.
    O yüzden filmin sıkıcı olması üzerinden yapılan yorumlar pek sağlıklı değil.Ama konu olarak herkesi sürüklemeyi başaramayan bir film olduğu aşikar.Ben Thomas Horn’un oyunculuğu sayesinde filme kendimi verebildim,aksi halde çok zor olurdu.
    11 Eylül konusuna gelirsek,film acındırma duygusunu kullanıyor,peki bu yaptığı doğru mu?
    Dikkat ederseniz başrolde Tom Hanks ve Sandra Bullock yok Thomas Horn var.Hikayeyi o çocuğun üzerinden dinliyoruz,onun düşüncelerini,hissettiklerini görüyoruz.Çoçuğun yaşadığı travma tabi ki filmde olacak,ne bekliyordunuz ki ?
    O yüzden duygu sömürüsü yapılmadığını,yapıldıysa bile gereksiz olmadığını düşünüyorum.
    11 Eylül gibi bir olayın işlendiği bir dram filminden başka neyi bekliyordunuz ki ?
    Tamam konudan ben de hoşlanmıyorum ama,yönetmenin yapması gereken şey de buydu,bunu çok güzelce de yapmış.

    Thomas Horn ve Max von Synow yılın en iyi performanslarından birine imza atıyorlar.
    Extremely Loud & Incredibly Close eksikleri olmasına rağman yılın iyilerinin arasına girmeyi hak ediyor.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s